Mustafa Kır Yazdı: Ruhunu Kaybeden Eğitim Üzerine

Ruhunu Kaybeden Eğitim Üzerine
Aşık Yunus’un: “Beni bende demem bende değilim. Bir ben vardır. Bende benden içeri.” Şiirinde ifadesini bulduğu üzere; her zahirin bir batını, her görünen yüzün ötesinde, bir özü, bir ruhu vardır. Her çocuğun görünen yeteneğinden başka keşfedilmeyi bekleyen nice yetenekleri vardır.

Eğitim; yetişmiş neslin, yetişmekte olan nesle bilgisini, görgüsünü, ahlakını, edebini aktarma ve istendik davranışlar meydana getirme olayıdır. Diğer taraftan eğitim; insanın (fıtraten) yaradılışına uygun olarak yönlendirilmesi, yeteneklerinin keşfedilip geliştirilmesi; bilgi bakımından donanımlı, ahlaki açıdan temiz, davranışları yönünden şahsiyetli, karakterli, sosyal ilişkilerde; adaletli, merhametli, hoşgörülü hale getirilmesi için verilen mücadeledir.

İnsan etten, kandan, kemikten ibaret bir varlık olmadığı gibi, hayatta bilgiden, diplomadan, kariyerden, meslekten, makamdan; ekonomik kazançtan ve salt başarıdan ibaret değildir. Belki de bu kazanımlara değer katan asıl kazanç; insanın insanî derinlidir. Onun inancı ahlakı, vicdanı, niyeti, merhameti ve adaletidir. Bilgi, ekonomi, teknoloji, makam, mevki ve maddi güç ancak iyi eğitilmiş insanların elinde bir anlam ifade edebilir. Aksi halde bilgiler insanlığı felakete sürükleyen; acımasız, ihtiraslı, kendi mutluluğunu başkalarının göz yaşında arayan zalim insanlar yetiştirmekten öteye geçmez. Bilgi güçtür; fakat vicdanın denetiminden, ahlakın yönetiminden çıkarıldığı zaman bu güç korkunç bir silahtır.

Eğitimcinin öncelikli çabası, salt bilgiyi, ekonomiyi ve teknolojiyi öğretmek değil, bilgiyi ekonomiyi ve teknolojiyi üretecek, onu insanlığın hayrı için kullanacak ruh ve karaktere sahip insan yetiştirmek olmalıdır. Akademik eğitimden önce ahlak ve maneviyat eğitimi verilmelidir. Diploma avcılığı yerine faydalı ilim yolculuğu öğretilmelidir.

Bunun dışında birde insanın zihnini bilgi deposuna çeviren; buna karşılık, bilgiye yönlendirecek ahlaktan, vicdandan yoksun bırakan; bilgiyi davranışa, davranışı karaktere, karakteri güzel ahlaka dönüştüremeyen eğitim vardır ki bunun adı da “ruhsuz eğitim” dir. Ruhsuz eğitim teknik olarak, insanı bilgili yapan bilge yapmayan; zihni eğiten, vicdanı eğitmeyen; iyi insan yetiştirmeyen, fayda sağlamayan; enerjiyi, sinerjiyi heba eden vakti öldüren eğitimdir. Günümüzde eğitime yönelik en haklı eleştiriler; eğitim sistemimizin çocuklarımızı ezberci birer sınav nesnesi, faydasız veri deposu ve ekonomik çarkın dişlisi olarak algılamasıdır. Ahlakı, terbiyeyi, merakı, sanatı, estetiği karakteri, yaratıcılığı eğitimi tali bir mesele olarak görmesidir. Akademik yönden başarılı fakat sorumluluk duygusu taşımayan; başarı baskısı altında geleceğinden kaygılı, tükenmişliğe ve mutsuzluğa sürüklenen nesiller yetiştirmesidir. Böyle ruhsuz bir eğitim sistemi sadece günümüzü değil, geleceğimizi de tehdit altına almaktadır.

Ezbere dayanan sınav odaklı bir eğitim sisteminden kurtulmanın yolu, güzel ahlakı, terbiyeyi; sormayı, sorgulamayı, araştırmayı, sanatı, estetiği, felsefeyi eğitimin merkezine almak suretiyle eğitime anlam katmak ve eğitime yeniden ruh kazandırmaktır. Eğitimin ruhu, öğrenciyi sınavlara hazırlamak değil, bununla birlikte hayata hazırlamaktır. Müfredatın ruhu; içindeki bilgiler değil, okuyanda bıraktığı düşünce ve insanlığa sunduğu faydalardır.

Bilgi sadece sınavlarda kullanılacak bir araç değildir. Bilgi; hayat boyu, her zaman istifa edilecek bir değerdir. Ders işleme sadece anlatıma veya ezbere dayandırılmamalı, bilgi öğrencide bir melekeye dönüştürülmelidir. Bilginin neden öğrenilmesinin gerekliliği, öğrenilen bilgi ile yeni bilgilere ulaşmanın, yeni icatlar ortaya koymanın, yeni icatları insanlığın hayrına sunmanın yolu ve yöntemi öğretilmelidir.

Şüphesiz bilgi silah gibidir. İnsanlığın yararına da zararına da kullanılabilir. İnsanın sadece zihninin eğitilip vicdanının eğitilmediği sistemler ile bilgili fakat ahlaksız, becerikli fakat şuursuz, sorumsuz ve bencil insanlar yetiştirilir. Bilginin ruhu hikmet, eğitimin ruhu iyi adam yetiştirmektir. İlmin ruhu hakikati aramak ve ilmi faydaya dönüştürmektir. Dersin ruhu hayatla bağ kurmak, öğretilen bilginin hayattaki karşılığını göstermektir. Öğrenciyi bu bilgi acaba “Sınavda çıkar mı?” diye değil, “Bu bilgi hayatımda ne işe yarar?” diye düşündürmektir. İnsanın ruhu onu insan yapan manevi ve ahlaki değerlerdir.
Eğitim-öğretimde sınavlar kaçınılmazdır. Ancak sınavlar, eğitimin amacı değil, eğitimin amaçlarına ulaşmada konusunda bilgi seviyesini ölçen araçlardan sadece bir tanesidir. Bugünkü eğitim sisteminde süreç çoğu zaman; “Ders → Bilgi → Ezber → Sınav → Not” şeklinde işletilmekte başarı, alınan notun yüksekliği ile ölçülmektedir. Nitelikli bir eğitim anlayışında ise süreç: “Ders → Bilgi → Anlam → Değer → Hayat → Davranış” silsilesi yoluyla eğitime anlam katılmaktadır.

Eğitim, öğrencinin zihnine bilgi yüklemekle tamamlanmaz. Asıl eğitim, bilginin anlam kazanması, değere dönüşmesi ve davranışa yansımasıyla gerçekleşir. Her dersin bir bilgisi, bir amacı ve bir de ruhu vardır. Salt bilgi zihni işgal eder, dersin ruhu da iyi insanı inşa eder.

Bugün eğitim-öğretim adı altında öğrettiklerimizin çocuklarımızı ne hale getirdiğini hem sorgulamak hem de üzerinde kafa yormak zorundayız. Bir dersin ruhu; bize ne kazandırdığı, hangi davranışımızı ve düşüncemizi değiştirdiği, hangi problemimizi çözmede yardımcı olduğu, ahlakımıza nasıl yansıdığı ve hayatımıza neleri kattığı ile anlaşılabilir. Matematik sadece formülleri ezberleme, sayılarla çarpma, çıkarma bölme işlemi yapmak değildir. Matematik bize bilgileri analiz etme, mantıkî akıl yürütme, eleştirel düşünme, hayatın her alanında karmaşık problemleri çözme becerileri kazandıran bir derstir Çocuklara matematik öğretilir fakat matematiğin hayata ne katacağı, problemlerin çözümümde nasıl yararlanılacağı öğretilmez ise matematik kuru bir bilgiden ibaret kalır.

Tarih, geçmişte yaşanan olayları, milletlerin birbirleri ile olan ilişkilerini anlatan bilgi dalıdır. Tarih öğretilir; yaşanan olaylardan ibret alma, ders çıkarma yolu ve yöntemi kavratılmazsa edinilen tarihî bilgiler sadece bilgi hamallığından öteye geçmez.

Hukuk okumanın amacı kanunları ezberlemekten ibaret değildir. Hukuk eğitiminin ruhu adalet duygusuna sahip, toplumu inşa etmek, toplumsal düzeni sağlayacak, haksızlıklarla mücadele edecek, mağdurların, mazlumların haklarını savunacak ve adaletin tecellisine katkıda bulunacak hukukçular yetiştirmektir. Hukuk öğretilir, fakat haksızlık bizzat hukukçular eliyle yapılırsa; hukuk kötü niyetli hukukçuların elinde baskı ve haksızlık aparatına dönüşür.

Din öğrenilir; fakat öğrenilen dinî bilgiler, doğruluk, dürüstlük, hoşgörü merhamet, sorumluluk ve adalet olarak davranışlara ve meslekî hayata yansıtılmazsa; bilgi ile ahlak, ahlak ile din arasında kopukluk meydana gelir. Din istismarcıları çoğalır, Müslümanlara güven ortadan kalkar.
Eğitim yalnızca meslek kazandırmaya indirgenirse çok önemli bir tehlike ortaya çıkar. İyi bir doktor olmak için sadece tıp okumak yetmez; merhamet ve sorumluluk da gerekir. İyi hâkim olmak için sadece hukuk bilmek yetmez; adalet duygusuna sahip olmak ta gerekir. İyi yönetici olmak için sadece yönetim bilgisi yetmez; emanet ve dürüstlük te gerekir. İyi bir öğretmen olmak için sadece alan bilgisine sahip olmak yetmez; adanmışlık duygusuna ve insan yetiştirme şuuruna sahip olmak ta gerekir. Bilindiği üzere, öğretmen eğitim öğretimin temel taşı ve geleceğimizi şekillendiren manevi mimarlardır. Öğrenciyi yalnızca öğretmenin anlattıkları değil, anlattıkları ile davranışlarının uyuşup uyuşmadığı da ilgilendirmektedir. Öğretmenin anlattıkları davranışlarına yansımıyorsa dersin ruhunun öğrenciye yansıtılması mümkün olamaz. Dersin ruhu yalnızca bir konuyu öğretmekle değil, öğrencinin hayatına nasıl dokunacağının, hangi davranışa dönüşeceğinin ve insana ne kazandıracağının gösterilmesi ile mümkün olur.

Eğitime anlam kazandıran; eğitimi bilgi yükleme faaliyetinden ayıran en önemli unsur eğitimin ruhudur. Eğitimin ruhu; sadece bilen insandan ziyade, doğru karar veren, bildiğini doğru ve insanlığın hayrı için kullanan; vicdanlı olan, adil davranan, düşünen, soran, sorgulayan, araştıran; güzel ahlak sahibi bir varlık hâline getirme; insanın içindeki gerçek insanı ortaya çıkarma, insanlığa fayda üretme bilincidir.

Okuma yazma oranı yükseltilerek, bilgili insanların sayısı çoğaltılarak gerçek anlamda eğitime ruh katılmış olamaz ve eğitilmiş bir toplum inşa edilemez. Zira hayatımıza dokunmayan, davranışlarımızı değiştirmeyen, ahlakımızı güzelleştirmeyen, topluma fayda üretmeyen sınav merkezli eğitim anlayışı ile ancak; yönsüz, güvensiz, gelecekten kaygılı; ahlaki sorunları derinleşmiş bir toplum inşa edilebilir. Onun için öğretmen, sadece bilgi aktaran kişi değildir. Çağın gelişen ve değişen şartlarına göre kendini yenileyen, bilgi üreten, öğrendiklerini önce hayatında sonra öğrencilerinde yaşam biçimine dönüştüren kutsal bir meslek erbabıdır. Peygamber ve ashabının eğitim-öğretimde takip ettikleri yöntem de önce öğrenme, sonra öğrendiklerini yaşam biçimine dönüştürme ve daha sonra da başkalarına öğretme yöntemidir.

Geçmişten günümüze uygulanan eğitim sistemimizin en büyük zafiyeti insan eğitimini ruh ve beden bütünlüğü içerisinde ele almak yerine, maddi ihtiyaçlarını önceleyen bir yaklaşımı öngörmesidir. Eğitimin amacı yalnızca bilen değil; bildiğini insanlığın faydasına kullanabilen insan yetiştirmek olmalıdır. Uygulanan eğitim iyi insan yetiştiremiyorsa, insanın bilgisini artırıyor; ahlakını güzelleştirmiyorsa, şiddeti, haksızlığı adaletsizliği teşvik ediyor; sorun çözme yerine sürekli sorun üretiyorsa sistem ruhunu kaybetmiş demektir.

Şunu iyi bilelim ki, eğitim-öğretim sorunumuz bir asayiş sorunu değil, sistemin ruhunu özünü kaybetme; ahlaki erozyonu manevi tahribatı artıran sistem sorunudur. İnsan için değerli olan, sadece ne bildiği değil, bildiğinin düşüncesine, ahlakına, davranışına nasıl yansıdığı ve topluma ne kattığıdır. Sistem, insanın zihnine bilgi depolarken, vicdanını, karakterini ve terbiyesini dikkate almamaktadır. Çocuklarımızı sınava hazırlarken hayata hazırlamamaktadır. Mesleğe hazırlarken meslek ahlakını hesaba katmamaktadır. Bu sebepledir ki, sistem diplomalı işsiz, sorumsuz ve sorunlu bireyler yetiştirmeye devam edecektir.
Kaynak: Mustafa Kır

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.