Prof. Dr. Danyal Soybaş Yazdı: Manisa’daki Olayın Hatırlattıkları…
MANİSADA’Kİ OLAYIN HATIRLATTIKLARI…
Anne babalar, toplum ve eğitimciler olarak çocuklarımıza zamanında helâli-haramı, doğruyu-yanlışı, edeb ve hayâyı, adab-ı muaşereti, merhameti, insanlığı ve güzel ahlâkı öğretmezsek, onların boşlukta bırakılan dünyalarını başka şeylerin doldurmasına şaşırmamak gerekir.
Kur’ân-ı Kerîm,
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.” (Tahrîm, 66/6) buyuruyor.
Demek ki anne babanın vazifesi yalnızca çocuğunun karnını doyurmak, okulunu takip etmek ve maddî ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Onun imanını, ahlâkını, edebini ve manevî hayatını da korumak anne babanın mesuliyetindedir.
Bediüzzaman Hazretleri, bu hakikati çok dikkat çekici bir şekilde ifade ediyor:
“İnsan’ın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir.”
Bediüzzaman Hazretleri çocuğa yalnız dünyanın geçici menfaatlerini kazandırmaya çalışmanın gerçek şefkat olmadığını; asıl şefkatin onun imanını ve ebedî hayatını düşünmek olduğunu söylüyor. Hatta kendi hayatından bahsederken, annesinden aldığı çocukluk derslerinin ilerleyen yaşlarında dahi fıtratında temel esaslar olarak kaldığını ifade ediyor.
İşte mesele tam da budur.
Çocuğa küçük yaşta “Her istediğini yapabilirsin” demek terbiye değildir. Çocuğa “Her doğruyu ve her yanlışı ayırt etmeyi öğrenmelisin; Allah’ın helâl kıldığı helâldir, haram kıldığı haramdır; insanın nefsine her gelen arzu meşru değildir” diyebilmek terbiyedir.
Dinimizde insanın karşı cinse olan ilgisi inkâr edilmiyor; fakat bu duygunun nikâh ve meşru daire içerisinde korunması öğretiliyor. Kur’ân, mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını emrediyor (Nûr, 24/30-31). Peygamber Efendimiz (asm) de gençleri evliliğe teşvik ederek, bunun gözü haramdan daha fazla koruyacağını ve iffeti muhafaza edeceğini bildiriyor (Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1).
Risale-i Nur da gençliğin getirdiği şehevî arzular ve nefsânî tehlikeler konusunda gençleri açıkça ikaz eder. Bediüzzaman, gençlere hitaben “meşrû dairedeki keyfe iktifâ ediniz” der ve insanın dünya ve âhiret saadeti için “terbiye-i Muhammediye”yi (asm) rehber edinmesi gerektiğini vurgular.
Dolayısıyla bugün çocuklarımızın karşı karşıya olduğu meseleleri yalnızca çocukların üzerine yıkmak doğru değildir.
Önce anne baba kendisini yetiştirecek.
Sonra çocuğuna yaşayarak örnek olacak.
Sonra konuşacak.
Sonra takip edecek.
Gerektiğinde de kararlı bir şekilde sınır koyacak.
Çünkü çocuk, çoğu zaman anne babasının söylediğinden önce yaşadığı hayatı öğrenir.
Anne baba namazı, edebi, merhameti, doğruluğu, iffeti ve güzel ahlâkı hayatında göstermiyorsa; çocuğuna yalnızca nasihat ederek bunları kazandırması çok zorlaşır. Buna karşılık evde güzel bir örneklik varsa, çocuk daha küçük yaşta bile bundan ciddi şekilde etkilenir.
Bediüzzaman’ın annesi üzerinden anlattığı hakikat de tam olarak budur: anne tarafından verilen ilk manevî dersler, insanın fıtratında çekirdekler gibi yerleşir.
Bu sebeple çözüm, çocuklara sadece ceza vermek de değildir. Terbiye; sevgi, şefkat, örneklik, nasihat, takip, sınır koyma ve gerektiğinde ölçülü disiplinin birlikte yürütülmesidir. Şiddet veya öfke ise terbiye adına meşrulaştırılmamalıdır.
Asıl mesele şudur:
Çocuklarımızı dünyaya hazırlarken âhireti unutmamak; özgürlükten bahsederken sorumluluğu, sevgiden bahsederken iffeti, insan haklarından bahsederken kul hakkını, başarıdan bahsederken ahlâkı da öğretmektir.
Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesiyle, çocuğa gösterilen gerçek şefkat, onun yalnız muvakkat ve fânî hayatını değil, ebedî hayatını da düşünmektir.
Bugün çocuklarımızın karşı karşıya olduğu problemlerde yalnız çocukları suçlamak kolaydır. Asıl zor ve önemli olan ise şu soruyu kendimize sormaktır:
“Biz onlara zamanında ne öğrettik ve neyi yaşayarak gösterdik?”
Çocuklarımızın kalbine iman, ahlâk, hayâ, merhamet, edep ve insanlık tohumlarını zamanında ekmezsek, o boşluğu başka şeylerin doldurmasından sonra şikâyet etmenin fazla bir anlamı kalmaz.
Terbiye evde başlar.
Ahlâk yaşayarak öğretilir.
İman sevgiyle kalbe yerleştirilir.
Sınırlar kararlılıkla korunur.
Ve bütün bunların merkezinde de Kur’ân’ın ve Sünnet-i Seniyye’nin gösterdiği istikamet bulunur.
Son olarak devletimizin eğitim politikalarını belirleyen büyüklerimize de bir noktayı ifade etmek isterim. Okullarımızda verilen eğitimin, gençlerimizin yalnızca zihnini ve meslekî geleceğini değil, aynı zamanda imanını, ahlâkını ve şahsiyetini de inşa etmesi gerekir. Bugünkü müfredatta dinî ve ahlâkî içeriklerin bulunduğu doğrudur; hatta mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi programı İslam’ın iman, ibadet ve ahlâk esaslarını, Kur’an ve Hz. Peygamber’in örnekliğini ele almaktadır. Ancak mesele, birkaç dinî bilginin öğretilmesinden daha derindir. Kur’an’ın insan tasavvuru, tevhid, ubudiyet, haya, iffet, helâl-haram şuuru, mesuliyet ve güzel ahlâk bütünlüğü gençlerimizin hayatına gerçekten nüfuz etmelidir. İman ve Kur’an hakikatleri, resmi ideolojinin dayattığı İslam karşıtı kültürel kabullerin gölgesinde bırakılmadan, ilmî ve cesur bir şekilde gençlerimize anlatılmalıdır. Çünkü genç, hayatın manasını yalnızca maddî başarıda ve dünyevî hazlarda ararsa, eline verilen bilgi ne kadar çok olursa olsun ruhundaki boşluk kapanmayabilir. Bediüzzaman’ın eğitim anlayışının merkezinde de akıl ile kalbin birlikte terbiye edilmesi vardır. Bugün yapılması gereken, gençleri tek parti kalıntısı modası geçmiş siyasî ideolojik kalıplara hapsetmek değil; Kur’an’ı, Sünnet’i ve İslam’ın hakikatlerini akıl, vicdan ve kalp beraberliği içerisinde tanımalarına imkân vermektir. Zira Kur’an’ın ifadesiyle, “Allah, iman edenleri hem dünyada hem de âhirette sabit bir söz üzerinde sağlamlaştırır.” (İbrahim, 14/27). Gençlerimize bu hakikatleri anlatmaktan çekinmemeli; iman hakikatlerini okul, aile ve toplum hayatında hikmetle, güzel bir üslupla ve hiçbir baskıya başvurmadan görünür ve yaşanır hâle getirmeliyiz.
Kaynak: Prof. Dr. Danyal SOYBAŞ
- Prof. Dr. Danyal Soybaş Yazdı: Manisa’daki Olayın Hatırlattıkları… - Eylül 23, 2026
- Kur’an’ı Kerim’den Dersler/Oğulcan Doğan Yazdı: Kendi Özüne ve Yaratanına Sırt Çeviren Bilinç, Ne Yokluğun Huzuruna erer Ne de Varlığın Diriliğine! - Eylül 23, 2026
- Şinasi Altınel Yazdı: Bu Gözler Neler Gördü Ama… - Eylül 23, 2026

