Prof. Dr. Danyal SOYBAŞ Yazdı: Ey Müslümanlar! Hükümeti Değil, Önce Kendimizi Hesaba Çekelim!

EY MÜSLÜMANLAR! HÜKÜMETİ DEĞİL, ÖNCE KENDİMİZİ HESABA ÇEKELİM; ÇÜNKÜ İMAN VE İSLÂM’A HİZMETİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL, BİZİM GAYRETSİZLİĞİMİZDİR!

İnanç özgürlüğü ve dinî hayat açısından bugün geçmiş dönemlerle kıyaslandığında muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın riyasetindeki Ak Parti hükümetleri çok önemli katkılarıyla, din eğitimi, ibadet, Kur’an öğretimi ve dinî faaliyetler konusunda devletin destek ve imkânları önemli ölçüde artmıştır. Bundan sonrası ise öncelikle Müslümanların, cemaatlerin, tarikatların ve bütün gönüllü din hizmeti yapan insanların omuzlarındadır. Çünkü devlet zemin hazırlayabilir; fakat imanları kuvvetlendirecek olan ihlaslı tebliğ, güzel ahlâk, samimi temsil ve fedakâr hizmettir. Kur’ân’ın emrettiği hikmetle davet, Risale-i Nur’un ders verdiği ihlas ve müsbet hareket anlayışıyla herkes kendi çevresinde iman ve İslâm’a hizmet etmeye gayret etmelidir. Asıl başarı, sahip olunan imkânları en güzel şekilde değerlendirerek insanların gönüllerine ulaşabilmektir. İman ve İslâm’a samimiyetle hizmet etmek isteyen cemaatlerin, tarikatların, vakıfların ve bütün hayır hizmetlerinin önünde bugün dinini anlatmayı bütünüyle imkânsız hâle getiren hiç bir engel bulunmamaktadır. Elbette her dönemin kendine mahsus zorlukları vardır; ancak Kur’ân’ın emrettiği tebliğ, irşad ve güzel örneklik vazifesi hiçbir zaman terk edilemez.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm, 53/39)

Yine Rabbimiz:

“Allah, bir kavim kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)

buyurarak, değişimin önce fertten başladığını haber vermektedir.

Bu sebeple manevî dirilişi yalnızca hükümetlerden, siyasetten veya dış şartlardan beklemek doğru değildir. Siyasetin yapabileceği hizmetler elbette vardır; ancak kalpleri ihya edecek olan iman dersleri, ihlaslı tebliğ, güzel ahlâk ve samimi gayrettir.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bu hakikati şu ifadeyle ders verir:

“Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakk’a aittir.”

Yine Risale-i Nur’da en büyük kuvvetin ihlas olduğu vurgulanır. İhlas kırıldığında en güzel hizmetler bile bereketini kaybedebilir; ihlas muhafaza edildiğinde ise az bir amel çok büyük neticelere vesile olabilir.

Bugün her mümin kendisine şu soruları samimiyetle sormalıdır:

Bu yıl kaç namaz kılmayan yakınımla namaz hakkında güzel bir üslupla konuştum?
Kaç kişiye Kur’ân’ı ve iman hakikatlerini anlattım?
Kaç kişiye Risale-i Nur hediye ettim?
Kaç kişiyi bir ders halkasına davet ettim?
Kendi ailemin imanına ve ibadetine ne kadar vakit ayırdım?

Çünkü Kur’ân bize:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et.” (Nahl, 16/125)

buyurmaktadır. Tebliğin yolu kırıcı olmak değil; hikmet, şefkat ve güzel temsil ile insanlara ulaşmaktır.

Bediüzzaman Hazretleri de yaşadığı en ağır baskı dönemlerinde dahi ümitsizliğe kapılmamış, “yeis”i İslâm toplumunun en büyük hastalıklarından biri olarak göstermiştir. Hutbe-i Şamiye’de ye’sin öldürücü bir hastalık olduğunu ifade ederek müminleri ümit, çalışma ve tesanüde davet etmiştir. Çünkü Kur’ân:

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz.” (Zümer, 39/53)

buyurmaktadır.

Dolayısıyla bugün cemaatler, tarikatlar ve bütün iman hizmeti yapan gruplar birbirlerini tenkit etmek yerine ihlasla kendi vazifelerine odaklanmalıdır. Nakşîsiyle, Nurcusuyla, Kadirîsiyle vs bütün ehl-i sünnet hizmetleri birbirinin rakibi değil; aynı hakikatin farklı hizmetkârlarıdır. Her biri kendi mesleğinin adabını muhafaza ederek Kur’ân ve Sünnet çizgisinde ihlasla çalışmalıdır.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle:

“Müsbet hareket etmek” esastır. Yani vazifemiz yıkmak değil yapmak, kavga etmek değil iman kurtarmak, ümitsizlik yaymak değil ümit aşılamaktır.

Şüphesiz devletin din ve vicdan hürriyetini koruması, din eğitimine imkân sağlaması ve milletin maneviyatına destek olacak adımlar atması önemlidir. Fakat hiçbir zaman fert olarak üzerimize düşen tebliğ ve temsil vazifesini başkalarına havale edemeyiz.

Bugün en büyük ihtiyaç, daha fazla ihlas, daha fazla şefkat, daha fazla gayret ve daha fazla fedakârlıktır. İman hizmetindeki eksiklikleri önce kendi nefsimizde aramalıyız. Çünkü nefis muhasebesi yapanlar toplumun ıslahına daha büyük katkı sağlarlar.

Rabbimiz bizleri ihlasla çalışan, Kur’ân’a ve sünnete sadakatle hizmet eden, insanlara güzel örnek olan kullarından eylesin. Âmin.

Kaynak: Prof. Dr. Danyal SOYBAŞ

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.