Rüştü Emir Yazdı: Biz Nerede Hata Yaptık?

BİZ NEREDE HATA YAPTIK?
İbibik kuşu demiş ki:
“Anne, bu yuva kokuştu. Başka bir yuvaya geçelim.”
Annesi cevap vermiş:
“Oğlum, bu döt bizde; nereye gitsek orayı kokuturuz.”
Acı ama çok derin bir hikâye…
Çünkü sorun bazen bulunduğumuz yerde değil, düşünme biçimimizdedir.
Bugün İslam dünyasının yaklaşık son üç yüz yıllık tarihine baktığımızda sürekli aynı refleksi görüyoruz. Başarısızlığın sebebini hep dışarıda arıyoruz: Batı, emperyalizm, Siyonizm, Haçlılar, komplolar…
Bunların hiçbiri yok demiyorum. Elbette dış müdahaleler olmuştur. Ancak şu soruyu sormadan hiçbir toplum ayağa kalkamaz:
Biz nerede hata yaptık?
Birçok düşünürün dikkat çektiği gibi, özellikle Gazâlî sonrasında İslam düşüncesinde aklın ve felsefenin geri plana itilmesi, içtihat kapısının fiilen daralması ve eleştirel düşüncenin zayıflaması ciddi bir tartışma konusudur. Bu süreçte kelâm, felsefe, matematik, astronomi ve tabiat bilimleri giderek ikinci plana düşerken din anlayışı büyük ölçüde fıkıh merkezli bir yapıya dönüştü.
İnsanlar saatlerini şu sorulara harcamaya başladılar:
“Abdestte iğne ucu kadar kuru yer kalırsa ne olur?”
“Oruçluyken anüsten üç damla su geçerse oruç bozulur mu?”
“Misvak kullanmak sünnet midir, farz mıdır?”

Elbette ibadetin hükümleri konuşulabilir. Ancak bir medeniyet sadece bunları konuşarak kurulmaz.
Kur’an’ın yüzlerce ayette üzerinde durduğu adalet, emanet, ehliyet, ilim, tefekkür, akletme, üretim, infak, istişare ve ahlak ikinci plana düştüğünde; geriye şekilcilik kalır.
Sonuç ortadadır.

Osmanlı Devleti, Sanayi Devrimi sırasında buharlı makineyi geliştiremedi.
İçten yanmalı motoru geliştiremedi.
Elektrik devrimini gerçekleştiremedi.
Modern bilimsel yöntemin kurumsallaşmasını sağlayamadı.
Matbaa Avrupa’da 15. yüzyılda yaygınlaşırken Osmanlı’da Arap harfli matbaanın yaygınlaşması 400 yıl daha geç oldu. Bunun bilimsel üretim üzerindeki etkisi tarihçiler tarafından uzun yıllardır tartışılmaktadır.
Sonra büyük bir panik başladı.
Bu defa denildi ki:
“Demek ki bizi geri bırakan dinimiz.”
İşte ikinci büyük hata burada yapıldı.
Çünkü sorun din değildi.
Sorun, din adına üretilmiş zihniyetti.
Bu defa çözüm olarak Batı’nın bilimini değil; hayat tarzını, tüketim kültürünü ve değerler sistemini taklit etmeye başladık.

Rahmetli Cemil Meriç’in “anomi” dediği tablo tam da buydu.
Eski değerler sistemi çökmüştü.
Yeni değerler ise içselleştirilememişti.
Ortaya kimliksiz, yönsüz, taklitçi bir toplum çıktı.
Bugün dünyanın en seküler toplumlarından bazıları olan İskandinav ülkelerinde insanlar birbirlerinin hakkına daha fazla riayet ediyor, kamu malını daha çok koruyor, liyakat sistemini daha güçlü işletiyor.
Buna karşılık kendisini dindar olarak tanımlayan birçok toplumda yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma ve hukuksuzluk kronik hâle gelmiş durumda. Uluslararası yolsuzluk, hukukun üstünlüğü ve eğitim endeksleri de bu tabloyu büyük ölçüde doğrulamaktadır.

Sonra yine kolay çözümler üretildi.
“Dinciler başaramadı.”
“O zaman sekülerler gelsin.”
Sanki zihniyet değişmeden tabela değişince her şey düzelecekmiş gibi…
Muhafazakâr belediyelerde yolsuzluk görüldü.
Bu defa umut CHP’li belediyelere bağlandı.
Ancak onlar hakkında da çeşitli yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları gırla!..
Kızılay başaramadı Haluk Levent’e verelim paraları dediler İddialar o ki o da paraları kumarda yemiş…
Demek ki mesele sadece parti meselesi değildir.
Çünkü bozuk olan bina değil; mimaridir.

Bozuk olan isimler değil; zihniyettir.
Liyakatin olmadığı yerde hangi parti gelirse gelsin sonuç değişmez.
Adaletin olmadığı yerde hangi ideoloji gelirse gelsin çürüme devam eder.
Bilimin olmadığı yerde hangi slogan atılırsa atılsın kalkınma gerçekleşmez.

Kur’an’ın ilk emri “Oku” iken, biz okumayı bıraktık.
Kur’an onlarca defa “Akletmez misiniz?” diye sorarken biz düşünmeyi bıraktık.
Kur’an adaleti ayakta tutmayı emrederken biz tarafgirliği kutsadık.
Kur’an emaneti ehline vermeyi emrederken biz sadakati liyakatin önüne koyduk.
Sonra da neden geri kaldığımızı anlamaya çalışıyoruz.

Ucuz kurtuluş yok beyler…
Şapkayı önümüze koyacağız.
Suçu önce kendimizde arayacağız.
Düşünceyi yeniden inşa edeceğiz.
Bilimi yeniden merkeze koyacağız.
Ahlakı yeniden ayağa kaldıracağız.
Liyakati yeniden hâkim kılacağız.
Ve en önemlisi, Kur’an’ın çağrısını yeniden duyacağız:
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
İşte medeniyet de tam burada yeniden başlar.
Kaynak: Rüştü Emir

 

 

 

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.