Tefsir Dersleri/Oğulcan Doğan Yazdı: Hayatını Bir Omurga Üzerinde Tutmak İçin Her Gün İçsel Mücadele Verenle, Hiçbir Kural Tanımadan Günü Kurtaranı Aynı Sonuca Layık Görmek Nasıl Bir Akıl Tutulmasıdır?

Hayatını Bir Omurga Üzerinde Tutmak İçin Her Gün İçsel Mücadele Verenle, Hiçbir Kural Tanımadan Günü Kurtaranı Aynı Sonuca Layık Görmek Nasıl Bir Akıl Tutulmasıdır?

Bazen kendi zihnimin işleyişine dışarıdan baktığımda tuhaf bir çifte standart yakalıyorum.
Kalem Suresi’nin 35 ve 36. ayetlerini okurken tam olarak bu zihinsel çarpıklıkla yüzleştim:
“Biz teslim olanları o suçlularla bir mi tutacağız? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”
Metin ilk bakışta tarihteki Mekke elitlerinin şımarıklığına iniyor gibi görünse de, soru doğrudan benim konforlu mantığıma yöneliyor.

Kelimelerin köküne inince tezat çok netleşiyor:
Müslim: Egosunu, hırslarını evrensel bir nizama teslim edip hizalanmış, bedel ödeyen insan.
Mücrim: Kök anlamı dalındaki ham meyveyi koparan. Yani o bağı hoyratça kesip canının istediği gibi yaşayan, sınır tanımayan kişi.
Ayetin itirazı çok yalın:
Hayatını bir omurga üzerinde tutmak için her gün içsel mücadele verenle, hiçbir kural tanımadan günü kurtaranı aynı sonuca layık görmek nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Peki bu bana nasıl ayna tutuyor?
Dürüst olayım; hayatımda hiçbir disipline girmeden, nefsimin hiçbir hevesine fren koymadan, sırf “iyi niyetliyim” diye her şeyin en güzelinin benim hakkım olduğunu varsaydığım anlar oluyor.
Emek vermediğin tarladan hasat beklemek gibi bir şey bu.
Metindeki o tokat gibi soru tam burada devreye giriyor:
“Mâ leküm? Keyfe tahkümûn?” (Size ne oluyor? Hangi mantık terazisiyle böyle bir hüküm veriyorsunuz?)

Ahlaki bir bedel ödemeden ayrıcalıklı bir netice beklemek, insanın kendi zihninde kurduğu en büyük yanılsama.
Evrenin terazisi temelsiz kuruntularla değil, gerçek eylemler ve ödenen bedellerle tartıyor.
Kendime bıraktığım not çok sade:
Hizalanmadığın, sınırlarını çizmediğin ve terini dökmediğin bir yolun sonunda “en iyi payı” beklemek hakkın değil, sadece ham bir şımarıklıktır.
Kaynak: Oğulcan Doğan

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.