Zarife Yurt Akbaş Yazdı: ‘Bizim Kızları Kim Alacak?’

Bizim Kızları Kim Alacak?
Ben artık düğün davetiyesi görünce eskisi gibi heyecanlanamıyorum.
Millet gelinliği konuşuyor, damatlığı konuşuyor.
Ben başka şeylere bakıyorum.
Hani çiftçi göğe bakınca yağmuru hesap eder ya…
Çoban sürüye bakınca kışı düşünür ya…
Ben de düğün görünce memleketin hâlini düşünüyorum.
Bakıyorum…
Oğlan beş vakit namazında.
Maşallah.
Babası umreden yeni gelmiş.
Maşallah.
Annesi hacı.
Maşallah.
Dedesi vakıf kurmuş.
Maşallah.
Sonra gelin hanıma bakıyorum.
Bizim mahalleden değil.
Bizim hikâyeden değil.
Bizim kızlardan değil.
O zaman içimden bir ses diyor ki:
“Galiba bir yerde bir şeyi eksik bırakmışız.”
Çünkü biz kızlarımıza yıllarca başka şey anlattık.
Kızım dedik…
Herkesin gittiği yoldan gitme.
Kalabalığın alkışladığı her şey doğru değildir.
Doğru bildiğin yerde yalnız da kalsan dur.
Rüzgâr nereye eserse oraya savrulma.
Hak bildiğin yerde kök sal.
Kız da durdu.
Allah şahidim olsun durdu.
Biz anlatırken o yaşadı.
Biz konuşurken o bedel ödedi.
Biz “sabret” dedik.
Sabretti.
Biz “Allah için vazgeç” dedik.
Vazgeçti.
Biz “haya güzeldir” dedik.
Korudu.
Biz “takva kıymetlidir” dedik.
Sahiplendi.
Biz “helalin bereketi vardır” dedik.
İnandığı gibi yaşamaya çalıştı.
Sonra gün geldi etrafına baktı.
Hayatın garip hesabıyla karşılaştı.
Meğer bazı şeyler kürsüde çok kıymetliymiş.
Ama iş tercih etmeye gelince o kadar da değilmiş.
Takva mesela…
Sözde altın.
İş seçmeye gelince bakır.
Haya mesela…
Vaazda elmas.
Hayatta çoğu zaman unutulmuş bir emanet.
İnsan üzülüyor.
Çünkü çocuklar daha çok gözüyle öğreniyor.
Sen bir şeye yıllarca değer ver.
Sonra dönüp başka şeyi tercih et.
Çocuk da haklı olarak soruyor:
“Baba, hangisi gerçek?”
İşte benim dilimin tutulduğu yer orası.
Çünkü kitaptan cevap vermek kolay.
Hayatın içinden cevap vermek zor.
Bir tarafta oğluna takvayı anlatan babalar var.
Öbür tarafta oğlunun tercihine bakıyorsun.
Sanki bütün nasihatleri dünya vermiş.
Takva tamam da…
Biraz modern olsun.
İnançlı olsun ama çok belli etmesin.
Kapansın ama çağdaş dursun.
Dindar olsun ama çevreye de uysun.
Yani kısacası…
Helal olsun ama helale benzediği çok da anlaşılmasın.
Bizim nesil tuhaf bir denge kurmaya çalıştı.
Hem Allah razı olsun istedik.
Hem dünya alkışlasın istedik.
İki kapıya birden kul olduk.
Sonra ne dünya tam alkışladı…
Ne gönül tam huzur buldu.
Bedelini de gençler ödedi.
Benim kızım da büyüdü.
Evlilik çağı geldi.
Geçen gün sessizce çay koydu önüme.
Oturduk.
Konuşmuyoruz.
Bir ara gözleri uzaklara daldı.
O an içimden bir şey koptu.
Dedim ki:
Bu kızın kalbinde bir soru var.
Belki bana sormuyor.
Ama kendi kendine soruyor.
“Dürüst ol baba…
Ben bunca şeyi niye yaptım?”
Adamı yaşlandıran soru budur işte.
Saça ak düşüren soru budur. İnsan evladının kırılıp üzüldüğünü görünce kendi kalbi de kırılıyor Kızımın kızıp başını açması beni düşündürüyor.
“Baba, meğer anlattığınız şeylerin bu dünyada pek kıymeti yokmuş.”
der gibi bana bakıyor.
Bazı gençler inançlarını bir günde kaybetmez.
Önce umutlarını kaybederler.
Emeklerinin görülmediğini düşünürler.
Fedakârlıklarının karşılıksız kaldığını hissederler.
Sonra kalbin bir köşesinde bir kırgınlık büyür.
Dışarıdan görünmez.
Ama içeriden insanı kemirir.
Herkes sonucu konuşur.
Kimse sebebi konuşmaz.
Ben yine de kızlarıma şunu söylüyorum:
Kızım…
“Değerini insanların tercihleri belirlemez.
İnsanların tercihleri her zaman karakterlerini değil, bazen zaaflarını gösterir.
Nasip geç kalabilir.
Ama emek boşa gitmez.
Allah için verilen hiçbir şey kaybolmaz.
Belki dünyada karşılığını görmezsin.
Ama Rabb’in katında zayi olmaz.”
Geceleri bir duam daha var.
Ya Rabbi…
Biz kızlarımıza sabrı anlattık.
Biraz da oğullarımıza vefayı anlat.
Biz kızlarımıza fedakârlığı anlattık.
Biraz da oğullarımıza kıymet bilmeyi anlat.
Biz kızlarımıza iffet dedik.
Biraz da oğullarımıza sadakat nasip et.
Biz kızlarımıza beklemeyi öğrettik.
Biraz da oğullarımıza emanet bilmeyi öğret.
Yoksa bu gidişle düğünler çoğalacak.
Salonlar dolacak.
Takılar takılacak.
Fotoğraflar çekilecek.
Ama bazı babaların içinde aynı soru yaşamaya devam edecek:
“Bizim kızları kim alacak? ”
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

2 thoughts on “Zarife Yurt Akbaş Yazdı: ‘Bizim Kızları Kim Alacak?’

  • Haziran 23, 2026 tarihinde, saat 09:48
    Permalink

    Maalesef günümüzün en önemli problemlerinden birisi bu
    Bir de sonrası var
    Sebepsiz atılan yüzükler
    Daha yılını doldurmadan
    Boşanan çiftler
    Sırf bu anlattıklarınız yüzünden camiaya karşı öfke dolu kızlarımız
    Ve bu öfkenin onlarda oluşturduğu tepki davranışlarının dine da karşı bir duruşa dönüşe bilmesi
    3 kız annesi olarak maalesef ben de yaşadığım için anlatılanları çok iyi anlıyorum yüreğinizden dökülen kelimelerin sızısını

    Örtünün altında kalan ve teşhir edilmeyen güzelliklerini görmedikleri için üstüne bir de lahzai yorumlar
    kızlarımız gerçekten zor durumda
    Ve okadar çok kızımız var ki
    Yaşlar 30 40 ve daha üstü ve hala bir yuva kurma özlemi içinde
    Vefalı Allahtan korkan sadece seven imanlı ve onları bir ömür sahiplenecek eş duaları olan
    Ben de sormak istiyorum ve her mecrada dile getiriyorum

    Ne olacak kızlarımızın hali? Alıntı
    Esma Yurt

    Yanıtla
  • Haziran 23, 2026 tarihinde, saat 09:51
    Permalink

    Başkık yanlış olmuş,
    Bizim kızlar kiminle evlenecek ? Olmalı idi.
    Prof.Dr. Halit Eren

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.