Mehmet Ali Öztürk Yazdı: Çocuklarımız Nereye Koşuyor?
Çocuklarımız Nereye Koşuyor?
Bir baba diyor ki! Sigara içmesine bile razı olmadığım oğlum, uyuşturucu bağımlısı olup çıktı, alkolik olsa bundan iyiydi. Saçının bir telinin dahi görünmesini istemediğim kızım çırılçıplak dolaşmaya başladı, önceki dönemin açık hanımları gibi olsa bundan iyiydi.
Anne babaların içi yanıyor. Söz geçiremiyorlar çocuklarına. Önce bir müddet özgür bırakıyorlar, sonra toparlayamıyorlar.
Evde tutsalar olmuyor, tutmasalar olmuyor.
İnterneti kapatsalar olmuyor, kapatmasalar olmuyor.
Arkadaşlarına gitmeyi yasaklasalar olmuyor, yasaklamasalar olmuyor.
Sert davransalar olmuyor, yumuşak davransalar olmuyor.
Önceden varlıklı aileler, oturup kalkmayı yemek yemeyi, konuşmayı, ölçülü olmayı, topluma çıkmayı, büyüklere saygılı davranmayı, görgüyü, örf adeti öğrensinler diye çocuklarına mürebbiye tutarlardı. İmkanı olmayanlar da çocuklarının görgüsüz ve ahlaksız yetişmemeleri için iyi insanlarla gezmelerini isterlerdi ve nerelere girip çıktığını, kimlerle dolaştığını sürekli takip ederlerdi.
Dükkanlarda ustalar, sokaklarda esnaflar, evin etrafında komşular adeta hoca gibi olurlardı. Çocukları herkes koruyup kollar, yeri geldiğinde ikaz ederlerdi. Babaların ahbapları, ‘Babanı çok severim, iyi adamdır, selamımı söyle, şu bademli şekerleri de yemeyi unutma’ diye tembih ederlerdi. İş-eş ararken, bizim mahallenin çocuğu, aile terbiyesi aldığından endişen olmasın diye birbirlerine tavsiye ederlerdi.
Aniden her şey değişti, bütün evler, cepler telefonla ve internetle tanıştı. Özellikle çocuklara ve gençlere internetsiz yaşayın demek imkansız hale geldi.
Kürdan gibi parmaklarıyla ve pırıl pırıl beyinleriyle minikler yabancı karakterlerle tanıştılar. Yaşları ilerledikçe, kötü kimselerle tanışmasınlar diye üzerlerine titrenen evlatlar, savaş oyunlarıyla, ahlaksız programlarla, kirli video-anlatımlarla ve dünyanın en alçak yapılarıyla karşılaştılar. Her şeye, her türlü pisliğe ulaşmak kolaylaştı. Din, dünya, aile, namus gibi değerlere onların gözüyle bakmaya başladılar.
Evin bir odasında sessiz sedasız, elinde tablet veya cep telefonlarıyla oturan ve baş ağrıtmayan kuzucuklar adeta birer canavara dönüştüler.
Beyinlere öyle yüklemeler yapıldı ki, örf adete, din-diyanete, görgü-sorumluluğa yer kalmadı. Üstüne aileden kopukluk, okullarda ilgisizlik ve televizyonlardaki mafyatik ve ahlaksız diziler de eklenince iş çığırından çıktı. Etrafına boş boş bakan, hiçbir konuda fikri olmayan, millet, ezan, bayrak, namus kavramlarına dahi sıcak bakamayan kaygısız, sorumsuz bir nesil ortaya çıktı.
Aynı yapılardan büyükler de zarar gördüler. Bastırılmış ne kadar günah düşünceleri varsa, işleyecek zaman ve mekan buldular. Eşlerini aldatanlar, boşananlar, daha yükseğini ve güzelini isteyenler çığ gibi yayıldı.
Sosyal medya kullanma oranı yüzde yetmişi geçmiş. Bu oran, teknolojiye aklı yetmeyenler dışında herkesin hayatının sosyal medya ile iç içe olduğunu gösterir.
Önceleri kötü yolun yolcusu bir kadın varsa herkes tarafından bilinir, çok nadir insanlarla buluşurdu. Şimdi kimin nerede, kiminle olduğu belirsiz hale geldi. Haliyle kimsenin birbirine güveni kalmadı. Çocukları bakkala, sokağa, parka çıkaramaz oldu insanlar.
En kötüsü de haya perdesi yırtıldı. Çevre öyle bir değişime uğradı ki, tesettürlü anneler, evlatlarının çırılçıplak dolaşmalarından rahatsız olmaz hale geldiler. Aralarda şaşıranlar çıktıysa, onlar da kalabalığa uymakta mahzur görmediler.
Bir kırtasiyeci arkadaşım, liseli genç kızlar bazen hastaneden aldıkları raporların fotokopisini çektirmeye geliyorlar, çoğunda bakir değil yazılı diyordu. Çocuklar bekaretle, namusla, din-imanla, anne-babayla dalga geçiyorlar.
Hiçbir şey zorla olmuyor. Herkes gönüllü olarak değişim geçiriyor. Aynı süreçten Avrupa geçti, şimdi toparlanmaya çalışıyorlar. Bizi Arap ve Türk devletleri takip ediyor. Dizilerimizi kaçırmadan izlediklerini söylüyorlar. O dizilerin bizde ne tahribatlara yol açtığını kimse anlatmıyor, anlatamıyor.
Yazacak çok şey var ama gerek yok. İnsanlar çok etkilendikleri sosyal medya için yaşamayı, hatta oradan diğer insanlara zarar vermeyi alışkanlık haline getirdiler.
Çocuklarımız ahlaksız olmasınlar diye uzun yıllar direndik, okullara göndermediğimiz oldu. Açılırlar diye memur olmalarını istemedik. Yasaklar koyduk, çok sıkı takipler yaptık ama yetmedi, yeni çıkanlar ve teknoloji karşısında çaresiz kaldık. Üzerimize gelen illet, dünyayı kasıp kavurduğu gibi ülkemize de zarar verdi.
Böyle bir dönem yaşamamız kaçınılmazdı. Dünya aynı cendereden geçiyor. Bu saatten sonra bütün yasaklar ters teper. Gençler bir marifetmiş gibi geçmişe açtıkları savaşı daha da büyütürler ve kendilerine sınırsız özgürlük vadedenleri başa getirirler.
Paniğe kapılmadan, içinde bulunduğumuz zamanın şartlarını gözeterek, incitmeden ve korkutmadan sahip çıkacağız çocuklarımıza.
Bu dönemin adını boşluk devri koyabiliriz. Şundan emin olun bu dönem gelip geçici. İnşaallah çok güzel gençlerin yetişeceği günler gelecek.
Biz kendimize düşeni yapalım ve aşağıdan gelip dünya ile yeni tanışan evlatları aynı tezgahtan geçirmeyelim.
En azından onları silindirin altında ezilmekten kurtarmaya çalışalım.
Kaynak: Mehmet Ali Öztürk
- Mahmut Çetin Yazdı: “Ankara’nın KozmikOdasında Yeni BirSavaş mı Var?” “Tamar Tanrıyar’ın Misyonu Nedir?” - Haziran 30, 2026
- Cem Murat Yazdı: Vefatının 8. yılında Fuat Hoca’ya Allah’tan Rahmet … - Haziran 30, 2026
- İdris Günaydın Yazdı: Adalet Zulme Dönüşüyor!Dikkat Et Hükümet! - Haziran 30, 2026

