Sophia Proneikos Yazdı: Geçmiş bir yük değil, bir dildir…
Geçmiş bir yük değil, bir dildir…
(Sophia Proneikos isimli sosyal medya kullanıcısı olan bir yazar)
Tarihin beni şaşırtmaktan asla vazgeçmeyen bir huyu vardır: Neredeyse hiçbir zaman yok olmaz. Sadece kendini öyle zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar ona artık “törensel protokol” demeye başlar.
İşte tam da bu yüzden, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masası etrafında yaşanmadı. Her şey daha ilk el sıkışmadan önce, yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünyanın en eski askeri bandosu olan “Mehter”in sesiyle karşılandığında ve karşılarında Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler durduğunda filizlendi.
Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: Savaş sonrası dünyanın bir simgesi olarak 1949’da kurulan bir askeri ittifak, kökleri on üçüncü yüzyıla kadar uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir başkanlık sarayına adım atıyordu.
Mehter asla sıradan bir bando değildi; o bir silahtı.
Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a ya da Viyana’ya yürüdüğünde duyulan ilk şey devasa “kös” davullarının gürlemesi olurdu; ardından zurnaların keskin sesi, pirinç borazanlar ve çarpışan ziller gelirdi. Çünkü bu müzik orduya yalnızca eşlik etmezdi, bizzat ordunun bir parçasını oluştururdu. Amacı askerleri eğlendirmek değil; daha savaş bile başlamadan çok önce, düşmanı, üzerlerine bir imparatorluğun bizzat ilerlediğine ikna etmekti.
Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının Osmanlı davullarını, zillerini ve daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziklerine bile yolunu bulacak olan “Türk tarzını” (Alla Turca) kademeli olarak benimsemesi bir tesadüf değildir. Çünkü tarih, bir medeniyeti bazen kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeterlidir.
İşte bu töreni bu kadar büyüleyici bulmamın nedeni tam olarak budur; birilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmaya çalışması değil, Türkiye’nin, büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi kavramış olmasıdır: Geçmiş bir yük değil, bir dildir. Ve bu dili konuşmayı bilen uluslar, tarihlerini asla sadece konuşmalarla anlatmazlar. Çünkü bazen, bir davulun birkaç vuruşu yeterlidir.
Kaynak:
- Yahya Baştürk Yazdı: Cehennem EhlininÇoğunluğunun, Kadınlardan Oluşması Hadisine Derin bir Bakış… - Ağustos 25, 2026
- Cem Murat Yazdı:ABD’nin Borcunu Dünya Ödeyecek - Ağustos 25, 2026
- Enver Hamzaoğlu Yazdı:Din, alışkanlık değildir. Din, merasim hiç değildir. Din, söylediğin sözün ne anlama geldiğini bilmek ve onun gereğini yaşamaktır - Ağustos 25, 2026


Sayın Sophia Proneikos,
Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ne ilişkin değerlendirmenizi ilgiyle okudum. Tarihi yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar bütünü olarak değil, devletlerin hafızasını, kimliğini ve diplomatik dilini oluşturan canlı bir unsur olarak ele almanız dikkat çekicidir.
Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin gücü; askerî kapasite, ekonomik imkânlar ve teknolojik üstünlük kadar, tarihî miraslarını, kültürel sembollerini ve medeniyet birikimlerini uluslararası alanda temsil edebilme kabiliyetiyle de değerlendirilmektedir. Bu çerçevede NATO Zirvesi’nin açılışında Mehter’in yer alması, Türkiye’nin tarihî ve kültürel kimliğini diplomatik protokolün bir parçası hâline getirmesi bakımından anlamlı bir semboldür.
Mehter, yalnızca bir askerî müzik topluluğu değil; Osmanlı askerî teşkilatının disiplinini, devlet otoritesini ve kurumsal sürekliliğini temsil eden tarihî bir unsurdur. Avrupa’da “Alla Turca” akımının ortaya çıkması ve Osmanlı askerî müziğinin Batı müzik geleneği üzerindeki etkileri de kültürel etkileşimin tarih boyunca tek yönlü olmadığını göstermektedir.
Yazınızın en dikkat çekici yönü ise şu tespittir: “Geçmiş bir yük değil, bir dildir.” Bu ifade, tarih bilincinin yalnızca geçmişi anmak için değil, bugünü anlamlandırmak ve geleceği inşa etmek için de gerekli olduğunu hatırlatmaktadır. Geçmişini özgüvenle taşıyabilen milletler, tarihlerini sadece kitaplarda değil; diplomasi, sanat, mimari, müzik ve devlet geleneği aracılığıyla da dünyaya anlatabilirler.
Ankara NATO Zirvesi, güvenlik ve diplomasi açısından olduğu kadar, tarihî hafızanın uluslararası protokol içinde nasıl temsil edilebileceğine dair de önemli bir örnek olarak değerlendirilebilir. Yazınız, bu sembolik boyutu fark eden ve okuyucuyu düşünmeye sevk eden değerli bir analiz niteliğindedir.
Kaleminizin güçlenerek devam etmesini temenni ediyor, bu ufuk açıcı değerlendirmeniz için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla,
Araştırmacı Yazar Cengiz Genç Lisansüstü Araştırmacı – Stratejik Analist