Prof.Dr. Osman Çakmak Yazdı: 5 Milyon İşsiz Sistemin İflası Sivrinek Peşindeki Siyaset

5 Milyon İşsiz
Sistemin İflası
Sivrinek Peşindeki Siyaset

1. “Emme-Basma Tulumba” Paradigması ve Sömürge Çarkları
• Ülkenin en yüksek enerjisine sahip gençliğini, 15-20 yıl boyunca dört şıktan birini seçme (test çözme) mekanikliği içine hapseden bir sistem, gerçek dünyada hangi katma değeri üretebilir?
• Milyarlarca liralık kaynak, ailelerin alın teri ve ülkenin geleceği; sırf “işsiz, niteliksiz ama diplomalı” bir tüketici ordusu hasıl etmek için israf ediliyor olabilir mi?
• 5 milyon gencin evde oturması bir tesadüf müdür, yoksa en zeki beyinleri süzerek Batı’nın emperyal şirketlerine “ara eleman” olarak aktaran, kalanları ise atalete ve memuriyet hülyasına mahkûm eden bu ithal “emme-basma tulumba” sisteminin kusursuz işlediğinin bir kanıtı değil midir?
• Üretimi, “eğitim alamamış, yeteneksiz” diye dışlanan kesimlerin sırtına yükleyip; en zeki çocukları tüketim ve gösteriş vitrinlerine hapsetmek, sosyolojik bir intihar değil midir?
2. Şişirilmiş Ene’nin Pedagojisi ve Olimpos’un Sahte Tanrıları
• Sadece iyi matematik çözdüğü için evde önüne halılar serilen, “Sen sadece oku, yatağını toplama, çöp dökme, kimseye yardım etme” denilerek şımartılan bir çocuktan, yarın ülkesinin ve insanlığın dertlerini sırtlanması beklenebilir mi?
• Aileleri tarafından “Süper Zekâ” ilan edilip evin merkezine bir “ilah” gibi oturtulan bu narsist bireyler, hayata atıldıklarında neden hiçbir şeye aidiyet, vefa veya borçluluk hissetmezler?
• Bir üniversite öğrencisi, okuduğu 5 yıl boyunca 150 köylünün ürettiği emeği tüketirken; mezun olduğunda “Ben bu millete ne verebilirim?” sorusunu sormaktan onu alıkoyan şey, egosunu kâinatın merkezine koyan bu seküler eğitim paradigması niçin hedefe koymuyor, hala sorunun kaynağını başka yerlerde arıyoruz?
• Her deneme sınavında biraz daha şişirilen bu “Ene (Ego)”, mezuniyet sonrası gerçek hayatın duvarına çarptığında, o sahte Olimpos dağından düşen birer Sisipos’a dönüşmüyor mu? Zirveye taşıdıkları her “başarı kayası”, manevi bir boşluğa yuvarlanırken, onları neden daha derin bir anlamsızlığa sürüklüyor?
3. Kâinat Kitabını Yırtan Eğitim: Puanlanmış Tanrısızlık
• Fiziğin, kimyanın, biyolojinin (yani kâinat kitabının) yaratıcısından koparılarak “Tanrısız ” bir dille anlatıldığı, dinin ve ahlakın ise sınavlarda “puan getirisi düşük” olduğu için değersizleştirildiği bir sistemde, gençlerin deizme veya nihilizme kayması bir paradoks mudur, yoksa sistemin doğal bir çıktısı mıdır?
• “Cennet”in ahirette değil, yüksek puanlı bir üniversite kapısında arandığı; sevabın yerini net sayılarının aldığı bir rasyonalitede, ruhunu ve kalbini aç bıraktığımız gençlerden ahlaki bir diriliş beklemek hangi mantığa sığar?
• Başarı putuna kurban edilen bu nesiller, fıtratlarındaki o sonsuzluk boşluğunu, kendilerini “özel” hissettirmeyen bir Yaratıcı’ya yönelerek mi dolduracaklardır, yoksa O’nu yok sayarak mı?
4. Sanal Matrix ve Fıtrattan Kopuş
• Ayakkabısını değiştirdiğinizde bile yürüyüşü değişen insanı, sınırların, bedellerin ve ahlakın olmadığı, tamamen “İlahsız” kurgulanmış bir sanal matrikse (tablet ve telefonlara) terk ettiğimizde, o fıtratın nasıl deforme olacağını neden hiç hesaba katmadık?
• Gerçek hayatta her eylemin bir bedeli, bir ahlaki sınırı varken; sanal dünyada sınırsızca öldüren, yıkan, utanma duygusunu yitiren bir zihin, gerçek dünyaya döndüğünde bu “bedelsiz ve ahlaksız” sanal kuralları topluma dayatmaz mı?
• Pavlov’un köpekleri gibi her bildirim sesinde telefonuna koşan, dopamin bağımlısı haline getirilmiş, düşünme ve tefekkür (Mana-yı Harfî) melekeleri felç edilmiş bir nesilden, derinlikli bir medeniyet inşası beklenebilir mi?
Sonuç : Ortada 5 milyon “işsiz” yoktur; ortada, fıtratından koparılmış, kâinat kitabını okuma yeteneği elinden alınmış, egosu şişirilmiş ama ruhu cılız bırakılmış 5 milyon “ontolojik enkaz” vardır.
Bu kriz; Batı’dan ithal ettiğimiz, insanı sadece bir “tüketim makinesi” ve “test çözücü” olarak gören materyalist paradigmanın eseridir. Eğitimi, “Mana-yı Harfî” ekseninde; tevhid, ahlak ve kâinatı okuma sanatı üzerine yeniden inşa etmedikçe; ne bu emme-basma tulumbayı durdurabiliriz ne de Olimpos’un zirvesine taş taşımaktan yorulmuş o mutsuz gençleri kendi fıtratlarıyla barıştırabiliriz. Çözüm, rayda giden trenin vagonlarını boyamak değil, trenin yönünü ontolojik köklerimize (hakikate) çevirmektir.
Kaynak: Prof.Dr. Osman Çakmak

admin
Sosyal Medya

admin

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gönder
Haber İhbar Hattı
Haber İhbar Hattı..
Lütfen Sağ Alttaki Gönder Butonunu Tıklayınız.