Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Dindar Amcalarının Cenazesine Mini Etekle Geldiler

Dindar Amcalarının Cenazesine Mini Etekle Geldiler.

Güner Bey’i mahallede tanımayan yoktu.
Dürüst adamdı.
Namazını kaçırmaz, kimsenin hakkına girmezdi. Sözü dinlenir, fikrine danışılırdı. Çalışmadan oturmayı sevmezdi. Sabah dükkânı ilk o açar, akşam en son o kapatırdı. İş onun için sadece para kazanmak değildi; ibadetti, sorumluluktu, namustu.

Üç kızı vardı.
“Bunlar benim emanetim.” derdi.
Daha iyi okusunlar, daha iyi yaşasınlar, kimseye muhtaç olmasınlar diye ömrünü işe verdi.
Çocuklarının geleceği için çalışırken, çocukluğunu kaçırdığını hiç fark etmedi.
Onlarla aynı evde yaşadı ama aynı dünyada yaşayamadı.Televizyon kumandasını kimseye kaptırmaz. “Tek eğlencem bu” diye kendini savunurdu.

Kızlarının hangi kitaba ilgi duyduğunu, hangi arkadaşına kırıldığını, hangi korkuyla büyüdüğünü pek bilemedi.
“Anneleri ilgileniyor zaten.” diye düşündü.

Gerçekten de anneleri ilgileniyordu.
Hem de fazlasıyla…
Hanımı dindar bir kadındı.
Namazını kılar, Kur’an okur, evini çekip çevirmeye çalışırdı.
Ama ruhu çok kırılgandı.
Yaşadığı hiçbir şeyi içinde tutamazdı.

En küçük bir kırgınlık, onun içinde büyür, büyür, sonunda gözyaşına dönüşürdü.
Kayınvalidesi bir söz söylerdi, ağlardı.
Komşu yüzünü ekşitirdi, ağlardı.
Eltisi aramasa, ağlardı.
Güner Bey eve yorgun gelip “Bugün çok yoruldum.” dese, o bunu bile kalbine dert eder, yine ağlardı.

Sonra kızlarını etrafına toplardı.
“Biliyor musunuz bugün babanız bana ne dedi?”
“Ben bu evde neler çektim…”
“Kimse beni anlamıyor.”
“Ben olmasam bu ev dağılır.”

Kızlar da bazan ağlayarak dinlerdi.
Anne konuşur…
Kızlar anneleriyle birlikte üzülürdü.
Anne konuşur…
Babaları biraz daha uzaklaşırdı.
Anne konuşur…
Akrabalar biraz daha kötüleşirdi.
Öyle ağlardı ki, sanki ortada bir aile içi kırgınlık değil, büyük bir felaket vardı.

Çocuk, annesinin gözyaşını görünce olayın büyüklüğünü sorgulamaz.
Kim ağlıyorsa ona inanır.
Anne kime kırılıyorsa ona kırılır.

Annenin bir zaafı daha vardı.
Kızlarına hayrandı.
Onların yanlışlarını bile zekâ sayardı.
Kızı bir büyüğüne saygısızlık ederdi.
“Benim kızım ezdirmez kendini.”
Bir komşunun kalbini kırardı.
“Doğruyu söylemiş.”
Bir öğretmen şikâyet ederdi.
“Benim kızım durduk yere yapmaz.”
İnsanları ustalıkla idare ederdi.
“Akıllı kızım benim, işini biliyor.”
Kızlarından biri sivri bir cevap verdiğinde, annesi bunu edep eksikliği değil, cesaret sanırdı.
Birini küçümsediğinde bunu kibir değil, özgüven diye anlatırdı.
Misafirlikte, akraba arasında, komşu sohbetlerinde kızlarının bu hâllerini gururla anlatır, gülerek naklederdi.

Farkında olmadan kızlarının vicdanını değil, nefsini besliyordu.

Yıllar geçti.

Kızlar büyüdü.
Annenin anlattıkları onların hafızasında, babanın yaşadıklarından daha gerçek oldu.
Babalarını çalışırken değil, annelerinin gözyaşının içinden tanıdılar.
Akrabalarını tanımadan yargıladılar.
Köye gitmeden köyden nefret ettiler.
Sonra o öfke, babalarının temsil ettiği her şeye yöneldi.
Geleneklere…
Mahalleye…
Tesettüre…
Dine…
Çünkü zihinlerinde hepsi birbirine karışmıştı.

Derken köyde amcaları vefat etti.

Cenaze günü geldi.
Köy meydanı dolmuştu.
Yaşlı kadınlar başları önde dua ediyor, erkekler sessizce tabutun etrafında bekliyordu.

Derken Güner Bey’in kızları göründü.
Mini etekleriyle…
Dikkat çeken kıyafetleriyle…

Köylüler birbirlerine baktılar.
Köyde bir uğultu oldu.
“Bu kızlar Güner’in kızlar değil mi?” diye fısıldaşmalar oldu. Güner Bey küçüldü, başını öne eğdi.
Hayatında ilk defa omuzları bu kadar çöktü.
Yıllarca namus, haya ve edep diye yaşamış bir adam, en büyük mahcubiyetini kendi evlatlarının yanında tattı.
Yine de kızlarına beddua etmedi onları evlatlıktan silmedi; Sabretti.

Kızlar otuzlu yaşlarını da geçti.
Ne annelerine yaklaştılar…
Ne babalarına…
Ne de çocukluklarından taşıdıkları öfkeyi bırakabildiler.

Bu defa anne yine ağlıyordu.
Ama artık cümlesi değişmişti.
“Benim kızlarım niye böyle oldu?”
“Biz nerede yanlış yaptık?”

 

Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.