Prof.Dr. Osman Çakmak Yazdı: NATO, Türkiye için hakiki bir güvenlik kalkanı mıdır, yoksa küresel sömürge nizamının modern bir aparatı mı?

Bugün Türkiye’nin NATO ile olan ilişkisini de duygusal reflekslerle değil, akl-ı selimle, sebep-sonuç ilişkilerini masaya yatırarak ve “hikmet” eksenli bir bakış açısıyla incelemek lazım.
Bu bir denemedir. Konu sizin görüşlerinizle olgunlaştırılacaktır.

NATO, Türkiye için hakiki bir güvenlik kalkanı mıdır, yoksa küresel sömürge nizamının modern bir aparatı mı?

Bir sistemin mahiyetini anlamak için onun “hedef tahtasına” bakmak gerekir:

* Sovyet Bloğu yıkılmasına rağmen NATO neden hâlâ ayakta?
* Bu devasa askeri aygıtın yeni düşman tanımı nedir ve hangi küresel emellere hizmet etmektedir?
* Daha da çarpıcı olanı: Türkiye bu yapıdan ayrılmak istese, asıl tehdit üyesi olduğu bu ittifakın kendisinden mi gelecektir?
> Sistemik Teşhis: Tanrıverdi Paşa’nın verdiği bir hüküm vardı: Bu hüküm, meselenin ideolojik ve küresel bir boyutu olduğunu gösterir: Ona göre “NATO, küresel emperyalizmin ve belirli odakların kontrolünde bir alet haline gelmiştir. Müslüman kimliğini ve öz bağımsızlığını korumak isteyen milletler, kendi değerlerine yabancı olan bu yapılara karşı alternatif koruma mekanizmaları geliştirmek zorundadır.”
>
Bu tespitleri bir kenara fırlatıp atmak, gözümüzü hakikate kapatmak demektir. Ankara’daki NATO zirvesini de tam olarak bu şuurla izlemek gerekir.

“Masa” ile “Menü” Arasındaki Sıkışmışlık
Ülkemizde hadiseler genellikle iki kutupta değerlendirilir: Biri tamamen Batı merkezli entegre bir bakış, diğeri ise yerli ve milli eksen. Fakat meseleye bilimsel ve gerçekçi bir tefekkürle yaklaştığımızda, karşımıza sosyolojik ve stratejik bir ikilem çıkar.
Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak’ın 2026 yılı verilerine dayanan tahlili, milletimizin bu konudaki zihni bölünmüşlüğünü çok net özetliyor: Halkımızın büyük çoğunluğu NATO’yu kalben ve duygusal olarak sevmiyor, fakat stratejik bir akılla orada kalmamız gerektiğine inanıyor. Neden? Çünkü dışarıda kalmanın getireceği risklerden, yani NATO’nun bizzat kendisinden korunma arzusuyla masada oturuyoruz.

* “Masada olmazsak, menüde oluruz” tezi, tam bir teslimiyet ve neorealist bir korku felsefesidir.
* Stephen Walt’ın “Devletler ortak dostluklarla değil, kolektif korkularla ve tehdit dengesiyle ittifak kurar” yaklaşımı bu durumu doğrular niteliktedir.

Ancak burada sormamız gereken asıl soru şudur: Sırf menüye dahil olmamak adına, küresel emperyalizmin sofrasında garsonluk yapmayı ne kadar sineye çekeceğiz? Hem bu yapının içinde kalıp hem de onun sömürgeci emellerine alet olmamak ne derece mümkündür?

NATO 3.0 ve Teknolojik Ekosistemin Yeni Prangaları
Günümüzde tehdit algısı artık sadece sınırlardaki tanklardan ibaret değil. Siber saldırılar, denizaltı kablolarına yapılan sabotajlar, kritik maden savaşları ve yapay zeka sistemleri savaşı çok boyutlu hale getirdi. Nitekim 2026 Ankara Zirvesi de NATO’nun sadece askeri bir ittifak olmaktan çıkıp; teknolojik, ekonomik ve endüstriyel bir ekosistem ağına (NATO 3.0) dönüştüğünü gösteriyor.

Siyasilerimiz ve delegasyon üyelerimiz (örneğin Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu gibi isimler), Türkiye’nin NATO içindeki vazgeçilmez askeri gücünü, savunma sanayisindeki muazzam sıçrayışını ve Avrupa’nın güvenliği için taşıdığı hayati önemi haklı olarak vurguluyorlar. Türkiye, müttefiklik taahhütlerini yerine getiren, yük alan bir ülkedir. Ancak Batı’nın buna cevabı; gizli ambargolar, oyalama taktikleri ve dışlama girişimleri olmaktadır. Bu durum tam bir stratejik basiretsizlik ve samimiyetsizlik örneğidir.

Netice ve Şahsiyetli Duruş
Avrupa’nın güvenliği için Türkiye’ye muhtaç oldukları bir hakikattir. Fakat biz kendi hakikatimizi nerede arayacağız? Küresel güçlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarında bir denge unsuru olarak kalmak, geçici bir diplomatik başarı sağlayabilir. Lakin uzun vadeli varoluşsal reçete bu değildir.
Dünya hayatı bir imtihandır ve devletler de tıpkı insanlar gibi onurları, haysiyetleri ve şahsiyetleri ile yaşamak mecburiyetindedir. Eğer özgürsek ve özgür kalmak istiyorsak, Batı’nın çizdiği sınırlarda bir “güvenlik bekçisi” olmakla yetinemeyiz.

Asıl büyük vazife, kendi medeniyet değerlerimizden beslenen; teknolojik, askeri ve fikri bağımsızlığımızı tahkim etmektir. Kendi göbeğimizi kendimiz kesecek güce, yani yerli, milli ve bağımsız bir savunma ve düşünce ekosistemine ulaşmak nihai hedefimiz olmalıdır. Müslüman kimliğini ve tarihi misyonunu koruma iradesine sahip bir Türkiye, er ya da geç kendi eksenini kurmak zorundadır.

Allah Teala bu yolda aklımızı, ferasetimizi ve yardımını bizlerden esirgemesin.
Görüşlerinizi bekliyoruz.
Kaynak: Prof.Dr. Osman Çakmak

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

One thought on “Prof.Dr. Osman Çakmak Yazdı: NATO, Türkiye için hakiki bir güvenlik kalkanı mıdır, yoksa küresel sömürge nizamının modern bir aparatı mı?

  • Temmuz 10, 2026 tarihinde, saat 02:47
    Permalink

    Allah razı olsun, çok güzel bir değerlendirme olmuş. Elinize, emeğinize sağlık. Selamlar saygılar.
    Peyami Bayram

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.