Gündüz Demirhan Yazdı: Emekli Olunca Çalışmayacağını ve Yozgat’ta Mütevazı Bir Sahil Kasabasına Çekilip Keyfini Süreceğini Düşünen Varsa, Çok Yanılıyor!!..

Emekli Olunca Çalışmayacağını ve Yozgat’ta Mütevazı Bir Sahil Kasabasına Çekilip Keyfini Süreceğini Düşünen Varsa, Çok Yanılıyor!..
Emekli olunca çalışmayacağını ve Yozgat’ta mütevazı bir sahil kasabasına çekilip keyfini süreceğini düşünen varsa, çok yanılıyor. En azından ben fazlası ile yanıldım. Bunu şezlong yerine 15 kiloluk tırpan motorunu sırtlanınca anladım.

Geçen yıl bu zamanlar, geçirdiğim rahatsızlık sonrası yeni yeni yürüyüp koşabiliyordum. Hatta, bazılarına sövüp küfür ettiğimin bile aslında yeni yeni bilincine varıyordum. Şimdi biraz daha düşünüp sövüyorum.

Ana babamın bana baktığı dönemden sonra, öncelikle onlara bakmanın dışında, bir miktar arazi var, oralara da sahip çıkmaya çalışıyorum.

Bir fındık üreticisinin en zor işi, fındık toplamak değildir. Fındık toplama öncesi hazırlıktır. Bu hazırlığın en önemli aşamasını da, fındık bahçelerinin altını temizlemek ve tırpan ile çalışmak oluşturur.

Motorlu tırpan işçiliği yevmiyesi günlük 8 bin lira oldu. Geçen yıl hiç fındık olmadığı için, yani kenarda param olmadığı ve emekli maaşı ile de bu parayı ödemeye imkanım olmadığı için bu işi kendim yapmaya çalıştım.

Çalışmanın ilk iki saati içinde, terden üzerimdeki bütün elbiselerin en mahrem yerlere kadar sırılsıklam olduğunu söylemem gerekiyor. İş elbisesinin günlük temizleme imkanı olmadığını, maskesiz ve eldivensiz çalışmanın sakıncalarını artık çalışanlar bilir. Ama daha önemlisi sarp arazilerde çalışmaktır. Tırpan motoru çalışır, her saniye biraz daha ağırlaşır, kollar güçsüzleşir ve yorulursunuz ama adım attığınız yeri bazen ottan bazen de göz kapaklarına inen terden göremezsiniz. Yuvarlanıp, kayıp düşmek sıradan bir şey olur.

Bu çalışmanın sevindirici yanları yok mu? Elbette var. Gücüm yerinde ve çalışabiliyorum. Yoğun bakımda ve komada olduğum günleri sanki hiç yaşanmamış gibi unutmaya çalışıyorum. Çalışacak gücüm ve enerjim var ya, şükürler olsun.

Bu son bir hafta içinde 10 tane yılan öldürdüm. Hepsi de görmeden ve tırpan misinasının ağzına geldiği için oldu. Hatta önceki gün 3 yılan… Birinin parçalarını yakamdan dizlerimden topladım. İnanın üzüldüm.

Dağda bahçede hatta evin kapısında yılan görsem öldürmem, kovarım gider. Hatta yoluma çıkan çoğu yılana yol verip, geçip gitmesini bile seyretmişimdir. Lise son yıllarda dişlerini alıp yılan beslediğim de olmuştu.

Bugün yine tırpanla çalışırken bir yılan önümden geçti gitti… Tırpanın önünden ok gibi fırlamıştı. Sevindim. Az kalsın bahçenin koruyucularından birini daha öldürecektim.

Öldürdüğüm yılanlar aklıma geldi. Gerçekten üzüldüm.

Ben kusursuz bir hayvansever değilim… Sadece zararlı ve tehlikeli her hayvanın değil, zararlı ve tehlikeli insanın bile öldürülmesini savunurum. Kısasa kısas, anlamında bu savunmamı uzattıkça uzatabilirim ama bu yazıyı var ya, asıl şunun için yazdım.

Yılan, bahçedeki fareyi avlar; tabiatın dengesini korur. Yanlışlıkla kıydığım o 10 yılanın günahı boynuma… Peki hiç alın teri dökmeden, tarlaya adım atmadan üreticinin kanını emen faizci hangi ekosistemin vahşi canlısıdır?

İnsanı insana kırdıran, aileleri ahlaksız çözümlere iten acımasız sürüngenlerin en büyüğü; faizci ekonomi cenderesi değil midir?

Tırpanın misinası yılanı kesti diye üzüldüm ama faiz çarkının biçip geçtiği hayatları görünce insanlığımdan utanıyorum.

Alın teri dökerek yaşamak ağır bir yüktür ama şerefli ve haysiyetli bir seçenektir. Ya başkasının alın terini yemek, aynı derecede bir şerefsizlik ve haysiyetsizlik değil midir? Ya bu düzeni savunanlar ve meşru görenler… İnsan değilller ayrı konu… Onca ayet ve hadise rağmen nasıl kendilerini Müslüman olarak kabul edebiliyorlar; anlayamıyorum.

Tefeci, tefeciseverler veya faizci ekonomiyi savunan ve bu faizciliğin aktörlerini işte bu yılanların binde biri kadar bile sevmem. Ölseler şükür duası yaparım.

Anası ile zinayı meşru gören bir ahlaksız ortalıktan temizlenmiş gibi sevinirim.

Allah’a açılan savaşta bir pislik daha gebermiş diye şükür duaları yaparım.

“Faizci ekonomiye, borçlanmaya ve tefecilere servet transferine mecburuz” diyen şeytanın piçlerine de, zaten yaşayan ölüler gibi acıyarak bakarım.

Bilem anlatabildim mi?

Kaynak: Gündüz Demirhan

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.