Cem Murat Yazdı: Küresel Sıkılaşma ve Yaklaşan Küresel Ekonomik Fırtına: Tedarik, Emtia ve Türkiye’nin Makroekonomik Durumu
Küresel Sıkılaşma ve Yaklaşan Küresel Ekonomik Fırtına: Tedarik, Emtia ve Türkiye’nin Makroekonomik Durumu
Dünya ekonomisi ve küresel jeopolitik dengeler, 2008 finansal krizinden bu yana görülen en karmaşık ve riskli dönemlerden birine tanıklık ediyor. Jeopolitik gerilimlerin doğrudan makroekonomik dengeleri sarstığı bu süreçte; rekor seviyelere ulaşan küresel tahvil faizleri, gelişmiş ekonomilerde yeniden hortlayan enerji enflasyonu, çatışmalarla fırlayan dizel/rafineri marjları, ticaret rotalarındaki kaymalar ve gıda güvenliği endişeleri yükselirken, Türkiye ekonomisi de kendi iç dinamiğindeki yapısal hassasiyetlerle mücadele etmeye devam ediyor.
1. Türkiye Piyasaları: Baskılanan Kur, Yüksek Faiz ve Enflasyon Üçgeni
İç piyasada uygulanan para politikaları ve makro ihtiyati tedbirler, üretici ve yatırımcı üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaya başladı.
• Baskılanan Kur ve İhracatçının Sıkışması: Döviz kurunun enflasyon paralelinde artmasına izin verilmemesi ve kurun kontrol altında tutulması, girdi maliyetleri TL cinsinden rekor seviyede artan ihracatçı, küresel pazarlarda rekabet etmekte zorlanmaya başlamıştır. Yüksek hammadde ve işçilik maliyetleriyle üretim yapan sanayici, kur baskısı nedeniyle döviz bazlı gelir elde ederken bu gelir reel olarak erimektedir.
• Uzun Süreli Yüksek Faiz ve Finansman Kilitlenmesi: Enflasyonla mücadele kapsamında uzun süredir yüksek seyreden politika faizleri, reel sektörün finansmana erişimini neredeyse tamamen kesmiştir. Kredi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle sermaye artırımı yapamayan veya borç çevirmekte zorlanan üretici, daralan iç ve dış talep karşısında üretim kapasitesini düşürmek veya borçlanarak yoluna devam etmektedir.
• Faiz İndirimi Süreci ve “TL Sığınak” Eksikliği: Önümüzdeki dönemde faiz indirim döngüsüne girildiğinde piyasada ciddi bir likidite kırılması yaşanma riski bulunmaktadır. Yüksek mevduat faizinden çıkan TL fonlarının yönelebileceği; enflasyona karşı koruma sağlayan, derinliği olan, güvenli ve alternatif yatırım enstrümanlarının (sermaye piyasası araçları, reel sektöre dayalı tahviller vb.) yetersizliği, bu kaynağın hızla döviz, altın ve gayrimenkul gibi alanlara kaçarak yeni bir enflasyonist dalga ve döviz atağı oluşturma riskini beslemektedir.
• Yapışkan Enflasyon ve Piyasa Ahlakı: Yüksek enflasyon ortamında fiyatlama davranışlarının tamamen bozulması, iç piyasada spekülasyonu ve stokçuluğu teşvik etmektedir. Gıda ve temel maddelerdeki kontrolsüz fiyat artışları ile ticari ahlaktaki aşınma, kamunun fiyat ve kalite denetimlerini çok daha sert ve kesintisiz yürütmesini bir zorunluluk haline getirmektedir.
2. Küresel Borçlanma, Enerji Şoku, ABD Tahvil Faizleri ve İngiltere TÜFE Verisi
Finansal sistemin temel direğini oluşturan devlet tahvillerindeki faiz tırmanışı, jeopolitik krizlerin sebep olduğu enerji maliyetleriyle birleşerek gelişmiş ülkelerde “dezenflasyon” sürecini sekteye uğratmaktadır.
• Sıcak Veri – İngiltere Enflasyonu ve Enerji Baskısı: İngiltere’de taze açıklanan Temmuz ayı TÜFE verisi, jeopolitik şokların konut ve yaşam maliyetlerine nasıl anında yansıdığını somutlaştırmıştır. Haziran’da %2,6 olan yıllık enflasyon, gaz fiyatlarındaki %14,7 ve elektrikteki %3,6’lık sıçramanın etkisiyle %2,9’a yükselmiştir. Bu durum, Ortadoğu’daki gerilimlerin enerji hatları üzerinden gelişmiş ülke enflasyonlarına yeniden yapışkanlık kazandırdığını kanıtlamaktadır.
• Tahvil Faizlerinde Tarihi Seviyeler: ABD 30 yıllık tahvil faizlerinin %5,31 seviyesine tırmanarak 2007 krizinden bu yana en yüksek noktaya ulaşması, Almanya (%3,74) ve Japonya (%4,12) gibi gelişmiş ekonomilerdeki rekor yükselişlerle birleştiğinde, küresel borçlanma maliyetlerini sürdürülemez kılmaktadır.
• Sermaye Hareketlerinde Yapısal Değişim: Yaklaşık 1,1 trilyon dolarlık ABD tahvilini elinde tutan Japonya’nın iç piyasadaki faiz baskısı nedeniyle tahvil satışına gitme ihtimali, Amerikan finans piyasalarında ciddi bir fonlama sıkışmasını tetikleyebilir. Nitekim Çin de ABD tahvillerindeki varlığını istikrarlı biçimde azaltırken rezervlerini fiziki altın biriktirmeye yönlendirmektedir.
• Kredi Riski: Küresel bankacılık sisteminde sorunlu kredilerin 2008 krizi öncesi kritik eşiklere tırmanması, uluslararası fon akışlarını sınırlandırmaktadır.
3. Dizel/Rafineri Krizleri, Tedarik Rotaları ve Emtia Şokları
Sıcak çatışmalar, vurulan stratejik tesisler ve boğazlardaki güvenlik riskleri, emtia ve navlun maliyetlerini doğrudan yükseltmektedir.
• Dizel Krizi ve Rafineri Sıkışması: Bölgesel çatışmalarda rafinerilerin hedef alınması, mevcut stokların erimesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın devam etmesi ham petrol fiyatından bağımsız olarak rafinaj marjlarını (dizel/motorin) uçurmuştur. Küresel lojistik ve sanayi çarklarının ana yakıtı olan dizeldeki bu fiyat patlaması, taşımacılık maliyetleri üzerinden tüm ürün gruplarına yansıyarak orta ve uzun vadeli küresel enflasyonu canlı tutacak en tehlikeli kırılma hattını oluşturmaktadır.
• Hürmüz ve Süveyş Riskleri: Hürmüz Boğazı’ndaki emniyetsizlikler Körfez bölgesindeki taşımacılığa milyarlarca dolarlık ek maliyet yüklerken, Türkiye’nin de enerji ithalat faturasını ve lojistik kaynaklı enflasyonist baskısını doğrudan artırmaktadır.
• Ticaret Rotalarının Kayması (Arktik Rotası): Süveyş Kanalı (40 gün) ve Ümit Burnu (60 gün) gibi geleneksel rotaların maliyet ve güvenlik riskleri neticesinde Çin, eriyen buzullar ile açılan ve navlun süresini 15-20 güne indiren Arktik Deniz Rotası’nı devreye alarak küresel lojistik dengeleri yeniden şekillendirmektedir.
• 2027 Gıda Kriz Uyarısı: El Nino iklim olayları, aşırı kuraklık ve yangınlar ile birleşen yüksek enerji ve dizel maliyetleri tarımsal üretimi küresel çapta sekteye uğratmaktadır. Bu durumların devam etmesi halinde, 2027 itibarıyla yaşanabilecek küresel enflasyon ve kapsamlı bir küresel gıda ve tarımsal emtia tedarik krizi kapıdadır.
4. Bölgesel Jeopolitik Riskler ve Türkiye’nin Konumu
Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki askeri ve politik gelişmeler, ekonomik beklentilerin ve tedarik zinciri planlamalarının merkezinde yer almaktadır.
Yaşanan küresel sarsıntılara, tedarik zinciri kırılmalarına ve bölgesel risklere rağmen Türkiye; jeopolitik konumu, üretim altyapısı ve esnek imalat kapasitesiyle küresel ticaret haritası yeniden çizilirken orta-uzun vadede çok daha avantajlı bir pozisyona geçecektir.
Sonuç olarak:
Dünya, rezerv para birimlerinin sorgulandığı, rafineri krizleriyle dizel fiyatlarının fırladığı ve İngiltere örneğinde görüldüğü üzere gelişmiş ekonomilerin bile enerji enflasyonuyla yeniden yüzleştiği, ABD’nin yüksek tahvil faizleri ile boğuştuğu radikal bir dönüşümden geçmektedir.
Türkiye tarafında ise faiz indirim döngüsü başlamadan önce TL bazlı cazip ve derinlikli yatırım enstrümanlarının acilen çeşitlendirilmesi, ihracatçıyı kur-enflasyon kıskacından kurtaracak mikro reformların yapılması ve kamunun fiyat denetimlerini sıkılaştırması hayati bir gerekliliktir.
Ayrıca gelir adaletsizliği, vergi yükünün nihai kullanıcıya yüklenmiş olması gibi birtakım düzenlemelere de mutlaka gidilmelidir. Daha evvel çok zaman dile getirdiğimiz orantısız ve hedef gözetmeden yapılan sosyal yardım, hibe ve teşvikler de direkt hedefe nokta atışı olarak yapılmalıdır.
Misal dün bir haber gördüm, Sivas’ta 65 yaş üstü bir abimiz 2025 yılında 3300’den fazla toplu taşıma kullanmış. Kimi gün tam 25 kez binmiş toplu taşıma araçlarına. SGK muayene sisteminde de farklı değil bu durumlar. Demek istediğim bunlar, ihtiyacı olmayana yapılacak kitap yardımları yahut enerji sübvanseleri ve benzerleri… İnce elenip sık dokunmalıdır artık.
Kaynak: Cem Murat
- Ercan Çiftçi Yazdı: İran 1979 Rafizi Devrimi Sonrası Humeyni Terörü - Ağustos 20, 2026
- Cem Murat Yazdı: Küresel Sıkılaşma ve Yaklaşan Küresel Ekonomik Fırtına: Tedarik, Emtia ve Türkiye’nin Makroekonomik Durumu - Ağustos 20, 2026
- Yusuf Kahraman Yazdı: Etliye sütlüye karışmayan, kimsenin tavuğuna kışt, köpeğine hoşt demeyen hiç bir dini yapılanma İslami değildir - Ağustos 19, 2026


Cem, eline emeğine sağlık. Çok yararlandım bu analiz/rapordan. Ve aklıma geliveren ilk ve direkt etkili kaynak da yine kamuda. Yani senin de dediğin sosyal yardımdan, çılgınca devam eden inşaat işlerine, araç-makam-belediyeler kaynaklı israflara, hâlâ zengine dokunmayan herkese eşit denen saçma sapan dolaylı vergi sistemine kadar bir dizi ciddi düzenleme yapılsa… Sübvabsiyon ve diğer destekler bütün kitleye değil ihtiyacı olan gelir gruplarına yapılsa çok şey düzelir diye düşünüyorum. Piyasadaki puşt enflasyonu bile hizaya gelir.
Etrafa baktığımızda hâlâ arpa bol ve ahalinin bir kısmı gayrı meşru kazançların da etkisiyle kuduruyor. Devlet tasarruf bilmezken vatandaşın bunu yapması mümkün değilmiş gibi geliyor bana. Ne dersin?
Tevfik Yaşar Tekeli
Sağ olun hocam, teşekkür ederim. Vatandaşın tasarrufu kendi yararına hocam. Yorgan küçülürse biraz dizleri karnımıza çekmek gerek. Durumumuz var ise birilerine el olmak, bir derde derman olmak gerek. Mantık çerçevesinde haklısınız, devlet har vurup harman savururken biz ne yapalım! Anlaşılan o ki, puşt enflasyonunu da Akın Bey çözecek. Ticaret bakanımızdan bir beklentimiz yoktur.
Para artık malumunuz sadece sayılardan ibaret dijital bir varlık. Temmuz ayında sadece kredi kartı harcamamız 3 trilyonu geçmiş. Ülkemizdeki fikizi para 1 trilyonun altında, Ağustos başı itibariyle 972 milyar tl. Düşünün kamu harcamaları birey harcamaları vs.vs ortada para yok, gölgesi var. Dünyada da böyle zaten, zaten bu sebeple sistem tıkandı hocam. Para dijital bir sayıdan ibaret olunca da, kamu tasarrufuna tenezzül edilmiyor belkide. Devlet ne ödeyecekse, bir banka ne ödeyecekse ekranda oluşturuyor yolluyor hesaplara.
Bu meseleyle alakalı bir makale yazmaya kalktım iş kitaba dönecek gibi :)) Hayırlısı bakalım. Gününüz hayr olsun kıymetli hocam.
Cem Murat
Güzel analiz için tebrikler Cem Bey kardeşim.
Ama ticaretin ve üretimin içinde bir kişi olarak 1.öncelikli sorun faiz.
Kur tabiki etkili ama biz İthalatı İhracatından fazla olan bir ülkeyiz.
Dolayısı ile Kurun yükselmesi bu sefer ithalatın finansmanını da zorlar.
İhracatımız İthalattan fazla olsa bu denklem doğru olur ama esas mesele Sıcak Paranın faize çekilmesi ve Hükümetin bu Faiz gelirlerinden sağladığı Vergisel geliri tercih etmesidir.
Bana göre maalesef bunu maliye yönetimi bile isteye tercih ediyor.
Oğuzhan Özcan
Oğuzhan Özcan eyvallah abi. Dolar kuru faizin de belirleyicisidir. Ama faiz kur üzerinde eğer ki doğru tl yatırım enstrümanları oluşturulursa bir zarar teşkil etmez. İstikrar ve güven ortamında kimse de tevessül etmez. 2025 yılı resmi enflasyon %31 civarı, benim hesabım %37 civarındaydı. Dolar kuru ise 35,50’den 42,90’a çıkmış yani %20 artmış. Bu aradaki resmi rakama göre %11 lik fark üretici için yerli hammadde maliyet artışıdır abicim. Senin ihracatının artması bile içeride senin için bu makası açıyor aslında.
Sıcak para faize çekiliyor çünkü tl için başka yatırım aracı yok. Borsanın hali ortada, büyük projelere halkın ortak edilmesi de bir çözüm olabilirdi ama olmadı. Altına dayalı kira sertifakası var ki o da yaygınlaşmadı henüz.
Yüksek faiz ortamı şu şartlarda kaçınılmaz lakin %40 olmamalı elbette. Hayırlı günler olsun abi.
Cem Murat