Hikaye/Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Bilmiyordu ki Biz, Klavyede Devrimci, Gelinlikçide Katıksız Birer Kapitalisttik…

Bilmiyordu ki Biz, Klavyede Devrimci, Gelinlikçide Katıksız Birer Kapitalisttik…
Bendeniz, mahalleye yeni taşınan Gazzeli Halil efendinin nikah şahidi olmaya soyunduğum gün, memleketimizin yüce idealizminin kaç gram çektiğini de bizzat tartmış bulundum.

​Bizim Halil; harp meydanından sağ çıkmış, memlekete sığınmış, beş vakit namazında, helal lokma peşinde, kendi halinde bir garip. Profilinde Mescid-i Aksa resmi eksik olmayan, cuma namazı çıkışlarında İsrail’i telin mitinglerinde en önde bayrak sallayan, “Canımız Gazze’ye feda olsun!” diye ciğerini sökene kadar bağıran Hacı Nuri Efendi’nin kerimesine talip oldu.

​Kızımız da maşallah dindarlıkta babasından aşağı kalmaz; sosyal medyada Kudüs fotoğrafları altına beyitler döşenir, Gazze için gözyaşı emojilerini cömertçe saçar.
​Halil efendi, yanına mahalleye yeni atanan genç imamı ve bendenizi alıp, hüsn-ü niyetle Hacı Nuri’lerin kapısını çaldı. İçerisi mis gibi gül suyu ve dindarlık kokuyor.

Duvarlarda sülüs yazısıyla “Rızık Allah’tandır” levhaları asılı.
​Hoşbeşten sonra laf izdivaca geldi. Bizim genç imam tam lafa girip, “Peygamber efendimizin sünnetidir, dinde denklik takva iledir…” diyecek oldu ki Hacı Nuri Efendi tesbihini çekmeyi kesip söze girdi:
​— Bırak şimdi takvayı hocaoğlu, kızımızın geleceği ne olacak? Çocuk ne iş yapar?
​— Efendim, Halil kardeşimiz mühendistir lakin diplomasını harpte kaybetmiş. Şimdilik bizim sanayide usta yanında çalışır, helalinden rızkını kazanır.

​Hacı Nuri’nin kaşları hafifçe çatıldı, parmaklarındaki tesbih durdu. Gözlerini halının desenlerine dikip bir süre düşündü. O Mescid-i Aksa sevdalısı mübarek zat, bir anda ağırbaşlı bir tüccar edasına büründü:
​— Yahu hocaoğlu, senin aklın erer mi bu işlere? Hayatın gerçekleri var. Kültürlerimiz uyuşmuyor bir kere… Bizim kız burada doğmuş büyümüş, alıştığı bir düzen var. Sanayide çalışan adamın getirdiği rızıkla bizim kızın salon takımı, beyaz eşyası nasıl ödenir? Sonra bunların mutfağı bile farklı, yarın bir gün uyum sağlayamazlar, yazık değil mi gençlere?

​Derken içeri çayları getiren kızımız girdi. Profilinde Mescid-i Aksa resmi olan, Gazze için Tweet atma şampiyonu kızımız… İmam efendi ümmet kardeşliğinden, din kardeşinin elinden tutmanın sevabından dem vuracak oldu, kızımız tepsiyi masaya bırakırken alçak ama kendinden emin bir sesle araya girdi:
​— Hoca Efendi, niyet güzel ama sosyolojik gerçeklikleri göz ardı ediyorsunuz. Üstelik… Yani sırf vatandaşlık kazanmak, buradaki konumunu sağlamlaştırmak için bu evliliği istemediğini nereden bileceğiz? Mesele ciddi bir suistimal riski taşıyor.

​Hacı Nuri Efendi de kızının bu vizyoner çıkışından güç alarak başını salladı:
​— Hah! Ağzın yaşasın kızım. Biz ne zorluklarla büyüttük bu çocuğu. Yarın bir gün el alem ne der? “Kızı bir sığınmacıya verdiler” dedirtmem ben bu mahallede. Eşe dosta rezil mi olalım? Nasip değilmiş evladım, nasip değilmiş…

​Halil garibim başını önüne eğdi. Mahcubiyetinden yüzü kıpkırmızı oldu. O zannediyordu ki, cumaları “Kahrolsun İsrail” diye bağıran bu insanlar, Gazze’den gelen bir Müslümanı bağrına basacak. Bilmiyordu ki bizim dindarlık, miting kürsüsünde atılan slogana ve düğün salonunda takılacak takının ayarına kadardır.

​Dışarı çıktığımızda Halil bana baktı, gözleri nemliydi. Ellerini iki yanına açıp acı bir tebessümle:
​— Ağabey… Ben oradayken evlerin tepemize yıkılmasından korkardım. Buradakilerin de ev kurmaktan bu kadar korktuğunu bilmezdim, dedi.

​Sustum. “Aptal Halil” dedim içimden… Bilmiyordu ki biz klavyede devrimci, gelinlikçide katıksız birer kapitalisttik.

Profilimize Kubbetü’s-Sahra koyup vicdanımızı bedavaya rahatlatır, ama iş konforumuzdan bir milim taviz vermeye gelince Ümmet-i Muhammed’i bir kalemde silip atardık.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.