Alp Durmuş/Tilkice Kurnazlık ve Bir Diktatörün Basiretsizliği: Saddam’ın En Büyük Stratejik Bozgunu

Tilkice Kurnazlık ve Bir Diktatörün Basiretsizliği: Saddam’ın En Büyük Stratejik Bozgunu

Allahumme ecirnâ min şerri İran
Allâhumme ecirnâ min fitneti İran
Allâhumme ecirnâ min belâyı İran
Kibirli bir diktatörün “daha zekice” zannettiği acemice bir hamle ve onu kendi krallığında avlayan sinsi bir diplomasi… Saddam Hüseyin’in en nitelikli hava filosunu ezeli düşmanına altın tepside sunup soyulmasının hikâyesi . . .

​Askerî tarih, stratejik körlüklerle doludur; ancak 1991 yılının Ocak ayında alınan bir karar, stratejik bir hatanın ötesine geçerek bir basiretsizlik abidesine dönüştü.

Kendi istihbarat başkanı Tümgeneral Vefik es-Samerrai’nin bile “Akıl tutulması, kararlarının en garibi” diye nitelendirdiği bu adım, Saddam Hüseyin’in İran’ın kurduğu kurnazca tuzağa kendi ayaklarıyla yürüyüşünün hikâyesiydi.

​Sahne Açılıyor: Çöl Fırtınası ve Saddam’ın Paniği

​Ocak 1991’de Çöl Fırtınası Harekâtı başladığında Irak, 700’den fazla gelişmiş savaş uçağı ve 300 civarında yardımcı araçla kâğıt üzerinde dünyanın en büyük altıncı hava gücüydü. Fakat Amerikan müttefik güçleri ilk 10 günde sığınakları delip geçen bombalarla hava sahasını felç etti. İlk çatışmalarda 22 uçağı düşürülen Saddam, kibriyle örtmeye çalıştığı derin bir paniğe kapıldı.

​Eşitsiz bir savaşta olduğunu anlayan Saddam, hava kuvvetlerinin karada yok olmasını izlemek yerine, kendince “daha büyük bir hamle” planladı. Ancak bu hamle, tarihî rakibinin pusuya yatmış beklediğini göremeyecek kadar kör bir hamleydi.

​Tezgâh Kuruluyor: “Sözümüz Sözdür” Oyunu

​Harekâttan hemen önce, 10 Ocak 1991’de Saddam; yardımcısı İzzet el-Duri başkanlığındaki üst düzey bir heyeti Tahran’a, Hâşimî Rafsancâni’nin ayağına gönderdi. Saddam, köşeye sıkışmış İran’a adeta bir kurtarıcı edasıyla yaklaşıyordu:

​”Ağır ambargolar altındasınız; ne petrol satabiliyor ne dışarıdan mal alabiliyorsunuz. Üstelik ‘terör hamisi’ etiketiyle dünyadan tecrit edildiniz. Biz Irak’ın tüm kapılarını,kara, deniz ve hava limanlarımızı size açalım. ABD ablukasını sizin için kıralım, üstüne kutsal mekânları ziyaret etmenize izin verelim.”

​İranlı diplomasi kurtları bu teklifin arkasındaki çaresizliği anında sezdi. Bir tilki sessizliğiyle sordular:
“Peki, bu teklifin karşılığında bizden ne istiyorsunuz?”

​Saddam’ın elçileri, paha biçilemez tuzağın yemini kendi elleriyle masaya koydu:
“Savaş bitene kadar saklamanız için en değerli 150 savaş ve nakliye uçağımızı size ’emanet’ edeceğiz. Savaş bitince de geri alacağız.”

​İran heyeti, yüzlerindeki gülümsemeyi saklayarak kurnazca başlarını salladı:
“Harika bir fikir! Biz varız. İki komşu arasında kâğıda, imzaya ne gerek var? Sözümüz erkek sözüdür, endişelenmeyin.”

​Saddam, diplomasi ve uluslararası ilişkilerin yazısız kuralını unutmuştu: Sekiz yıl boyunca kanlı bıçaklı olduğu, 600 bin insanını kaybettiği ve çetin bir savaş yürüttüğü ezeli rakibinin “şifahi sözüne” güvenmek, stratejik bir deha değil, katıksız bir saflıktı.

Rafsancani, 12 Ocak’ta Milli Güvenlik Konseyi’nde tuzağı onaylatırken aslında Irak ordusunun belkemiğini savaşmadan ele geçireceklerini çok iyi biliyordu.

​Büyük Kaçış ve İran’ın Sinsi Bekleyişi

​26 Ocak’ta Irak Hava Kuvvetleri’nin en pahalı, en modern filoları İran’a doğru havalandı. Amerikalılar başlangıçta bu uçuşları kaçış sansa da ABD Güçleri Komutanı General Schwarzkopf 28 Ocak’ta gerçeği haykırdı:
“Irak, en nitelikli savaş uçaklarını İran’a kaçırıyor!”

​F-15’lerin takibinden son sürat kaçan Irak pilotları, İran hava sahasına girip emniyetli meydanlara indiğinde kendilerini güvende sanıyordu. Oysa teslim oldukları şey Amerikan bombaları değil, İran’ın el koyma kurnazlığıydı.
​İran’a konan filo, bir servet değerindeydi:

​24 adet Mirage F-1 (Irak’ın elindeki en pahalı ve gelişmiş Fransız jeti)
​24 adet Sukhoi Su-24 (Stratejik bombardıman uçağı)
​40 adet Sukhoi Su-22
7 adet Sukhoi Su-25
​12 adet MiG-23
4 adet MiG-29 (Sovyet teknolojisinin tepe noktası)
40 adet çeşitli modellerde sivil uçak

​Saddam, Irak Hava Kuvvetleri’nin vurucu gücünün yarısını kendi eliyle ve kendi yakıtıyla İran’ın hangarlarına park etmişti.

​Büyük Oyun Açıklanıyor: Çökme ve Gasp

​Savaş Şubat 1991’de bittiğinde, Irak safça “Emanetlerimizi getirin” dedi. İşte o an, İran kurnazlığının ikinci perdesi açıldı.

​İran, önce uçakların savaş bitene kadar “alıkonulduğunu” söyleyerek zaman kazandı.

Nisan 1991’e gelindiğinde ise ajanslar, İranlı teknik ekiplerin Irak amblemlerinin üzerini kazıyıp yerine İran Hava Kuvvetleri logosunu çizdiği görüntüleri servis etmeye başladı.

​Ardından İran Dışişleri Bakanı Velayeti, Irak’ın yüzüne tokat gibi çarpan o açıklamayı yaptı: “Sadece 22 sivil uçağı veririz. Askerî uçaklara gelince… Onlar 8 yıllık savaşın tazminatıdır, üzerlerine soğuk su için.”

​31 Temmuz 1992’de İran, piyasa değeri 1,8 milyar doları bulan 132 Irak uçağına resmen el koyduğunu duyurdu. İroninin ve kurnazlığın zirvesi ise şuydu:
Irak’ın İşgal ettiği Kuveyt’ten çalıp İran’a getirdiği Kuveyt uçakları için bile İran, Kuveyt hükümetinden 190 milyon dolar “park ve bakım ücreti” tahsil etti!

​İran, kilit noktadaki bu Mirage ve Sukhoi uçaklarını alıp kendi hava kuvvetlerinin omurgası yaptı. Hatta bu uçakları uçurabilmek için 2015 yılına kadar 45 bin saatlik mühendislik çalışmasıyla Irak’ın malını tepe tepe kullandı.

​Kapanış ve Tarihî Aşağılanma

​Yıllar sonra, 2003’te Saddam rejimi devrilip yeni Irak hükümeti kurulduğunda İran, 2005’te Iraklı bir teknik heyetin uçakları görmesine izin verdi. Heyet, uçakların döküntü hâlde olduğunu rapor etti.

​En acı nükte ise 2014 yazında yaşandı. IŞİD Musul’u ele geçirdiğinde ve çaresiz Irak ordusunun elinde tek bir savaş uçağı bile kalmadığında; İran, Irak’a el koyduğu filodan sadece 3 adet hurda Su-25 teslim ederek, “Alın, kendi uçaklarınızla kendinizi savunun” diye adeta alay etti. 150 uçaktan geriye dönen sadece bu 3 uçak oldu.

​Tarihin Çıkardığı Acı Ders

​Saddam Hüseyin, Amerikalıları kandırıp uçaklarını sakladığını zannederken, tarihî düşmanının oltasındaki en büyük balık olmuştu. Kendi kibri ve stratejik sığlığı yüzünden, ülkesinin trilyonluk askerî servetini tek bir kurşun sıkılmadan tilki gibi pusuya yatan İran’a kaptırdı.

Tarih; düşmanına güvenen mağrur liderlerin, kurnaz diplomasiler karşısında nasıl birer piyon hâline geldiğinin en ibretlik vesikası olarak bu olayı kayıtlara geçirdi.

Arapça’dan Tercüme :
Abdülhamid Doğan
Kaynak: Alp Durmuş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.