Cem Murat Yazdı: “Köylü” Kelimesinden Utanan Toplumun Köylüye Muhtaçlığı

“Köylü” Kelimesinden Utanan Toplumun Köylüye Muhtaçlığı

İnsanlığın en büyük iktisadi ve sosyolojik paradokslarından biridir “su ve elmas” ikilisi. Biri olmadan birkaç günden fazla yaşayamayız; diğeri ise hayatımız için zorunlu olmayan, doğanın sunduğu parıltılı bir taştan ibarettir. Buna rağmen piyasa, hayati olan suyu görece ucuz; gösterişli olan elması ise ulaşılması güç bir servet hâline getirebilir. Çünkü ekonomik değer ile hayati değer aynı şey değildir. Fakat modern insanın asıl yanılgısı belki de burada başlar: Fiyatını bildiğimiz şeyin değerini bildiğimizi sanırız.

Tam da bu noktada yankılanan “Tarlada çiftçiyi kim alkışlıyor?” sorusu, sıradan bir sitemin ötesine geçerek çağdaş toplumun değer yargılarındaki derin çatlağı gözler önüne seren çıplak bir hakikate dönüşüyor.

Adam Smith’in Akşam Yemeği Sofraya Nasıl Geliyordu?
Modern iktisadın kurucu isimlerinden Adam Smith, Ulusların Zenginliği eserinde piyasa ekonomisinin işleyişini anlatırken meşhur tespitini yapar: Akşam yemeğimizi kasabın, biracının veya fırıncının hayırseverliğinden değil, kendi çıkarlarını gözetmelerinden bekleriz. İnsanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak için çalışırken, ortaya çıkan iş bölümü ve değişim toplumsal hayatı da mümkün kılar. Sonraki yüzyıllarda bu düşünce, “görünmez el” metaforuyla anılacaktır.

Katrine Marçal ise bu hikâyedeki eksik halkaya dikkat çekerek soruyu başka bir yere taşır: “Peki Adam Smith’in akşam yemeğini kim pişiriyordu?”

Katrin Marçal’ın bu kitabı, kapitalizmin ve rasyonel ekonomi modelinin insan ilişkilerini nasıl “duygusuz birer kontrata” ve “bencil birer takas oyununa” çevirdiğini gayet güzel anlatmış. Adam Smith’i de epey taşlamış…
“Sen koskoca kapitalizmin babasısın ama akşam yemeğini önüne koyan kadının emeğini teorine dahil etmeyi akıl edemeyecek kadar dünyadan kopuksun.”

Fakat bana kalırsa mesele burada da bitmiyor. Soruyu mutfaktan bir adım daha geriye, hatta tarlaya kadar götürmek gerekiyor: Adam Smith’in tabağındaki o eti, ekmeği, buğdayı kim; hangi imkânsızlıklarla, hangi büyük zahmetlerle üretti?

Neyse ki Adam Smith bunu görmezden gelmemiş lakin yine de küçük bir sorun var: kapitalizme tastamam entegre etmiş. O emeğin değerini değil fiyatını belirleyen enstrümanlar üzerinden yürümüş ve meseleyi çiftçinin çıkarına bağlamış. Bu taşlama da bizden olsun o vakit.

O yemek sofraya gelmeden çok önce, henüz gün doğmadan soğukta tarlaya inen bir çiftçi vardı. Toprağı süren, tohumu serpen, kuraklıkla boğuşan, gece yarısı uykusundan kalkıp ürününü sulayan, mazotun ve gübrenin hesabını defalarca yapan ama yine de toprağını terk etmeyen bir insanın nasırlı elleri vardı. Kasabın veya fırıncının piyasa içindeki “çıkarı”, ancak tarladaki çiftçinin doğayla, riskle ve yoklukla verdiği o amansız mücadele sayesinde bir anlam kazanabiliyordu.

İktisat bir ürünün fiyatını hesaplar, ama o ürünün arkasındaki hayatı hesaplamaz. Tarlaya atılan tohumun maliyetini bilir; o tohumun başında bekleyen insanın kaygısını bilmez. Mazotun fiyatını bilir; traktörün direksiyonunda geçen saatleri bilmez. Bir kilogram domatesin fiyatını konuşur; o domatesin yetişmediği bir sezonun çiftçiye ve tüketiciye neye mal olacağını konuşmaz.
İşte görünmeyen emek tam burada başlar. İşte iktisadın noksanı da budur.

Alkışlar Kimin İçin, Alın Teri Kimin?
Bugünün dünyasında bir stadyumu dolduran binlerce kişi bir futbolcunun golünü ayakta alkışlıyor. Bir konser salonunda sanatçı dakikalarca tebrik ediliyor, sahnede devleşiyor. Başarılı bir ameliyattan çıkan doktor haklı bir takdir görüyor.

Peki ya o buğdayı toprağa eken, fırtınada ve dolu yağışında tarlasının başında bekleyen çiftçi?
Oysa bir domates yalnızca domates değildir. İçinde toprak vardır, su vardır, güneş vardır, tohum vardır. Mazot, gübre, ilaç, bekleyiş ve risk vardır. Kuraklık korkusu, dolu ihtimali, hastalık endişesi vardır. Sabahın erken saatleri, öğlen sıcağı ve akşam yorgunluğu vardır. Ve bütün bunların içinde, çoğu zaman kimsenin görmediği bir insan emeği vardır.

Biz ise bütün bu hikâyeyi tek bir etikete indirgeriz.
Kilogramı şu kadar lira.

Belki de modern ekonominin en büyük ironilerinden biri budur: Emeğin arkasındaki hikâye görünmez oldukça, emeğin kendisi de sıradanlaşır.

Bir Akıl Tutulması: “Köylü” Kelimesinin Aşağılama Olması
Toplumdaki bu değer bilmezlik yetmezmiş gibi, bir de dilimize ve zihnimize yerleşmiş derin bir küçümseme ile karşı karşıyayız. Toprağı işleyen, hepimizi doyuran, üretimin ve yaşamın ilk şartlarından birini sağlayan insanları tanımlayan “köylü” kelimesinin kimi zaman bir aşağılama sıfatı olarak kullanılması, tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.

Topraktan tamamen kopmuş, hiçbir şey üretmeden yalnızca hazır tüketmeyi “çağdaşlık” sanan insanların; kendilerini besleyen insanı hor görmesi nasıl bir çelişkidir?
Üreteni küçümseyip ürettiğine muhtaç olmak, modernlik değil, nankörlüktür!
Şehir ne kadar büyürse büyüsün, gökdelenler buğday yetiştirmez. Alışveriş merkezleri domates üretmez. Finans sistemi toprağa tohum atmaz.

Bir toplum tüketebilir; fakat üretmeden yaşayamaz.
Adam Smith’in akşam yemeği sofraya kendiliğinden gelmiyordu.
Bizim soframıza da kendiliğinden gelmiyor.

Her tabağın arkasında görünmeyen eller, her lokmanın arkasında unutulan emekler var. Ve o emeğin en başında, toprağa dokunan eller duruyor.
Belki artık sormamız gereken soru yalnızca “Çiftçiyi kim alkışlıyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
Biz, hayatımızı mümkün kılan emeğin değerini ne zaman hatırlayacağız?
Çünkü kaybeden yalnızca tarladaki çiftçi olmayacak.
Toprağa dökülen emeği yok sayan, ekmeğin sofraya geliş yolculuğundaki zahmeti unutan ve fiyat ile değeri birbirine karıştıran toplumun tamamı kaybedecek.
Kaynak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.