Dr. Osman Çakmak Yazdı: Kurumu Olmayan Ahlak Temennidir

🔨 KURUMU OLMAYAN AHLAK TEMENNİDİR
Esnafın tezgâhında yazılı bir levha görmüştüm: “Burada verilen söz, alınan paradan büyüktür.”

Uzun süre mesleki ahlakın bir tercih meselesi olduğunu düşündüm. Kişi dürüstse dürüst çalışır, değilse çalışmaz. Sonra gördüm ki eksik düşünmüşüm. Dürüst olmak isteyen bir adamın etrafında dürüstlüğü taşıyan bir yapı yoksa, o adam yalnız kalıyor — ve yalnız kalan ahlak, iki nesil dayanmıyor.

Kurumu olmayan ahlak temennidir.

⚙️ AHİLİK’TEN ALINACAK OLAN

Ahilik denince ekserimizin aklına bir güzelleme geliyor: eskiler ne kadar dürüsttü, esnaf ne kadar edepliydi. Bu, hatırasını yaşatmaktan öte bir işe yaramıyor.

Oradan alınacak olan özlem değil, mekanizma tasarımı. Ahilik ahlakı tavsiye ile değil, yapıyla taşıdı. Fütüvvetnâmeler bu teşkilatın kaide ve âdâbını yazıya geçirmiş metinlerdi; şed kuşanma bir törenden ibaret değil, ehliyetin devredildiği andı.

Ustanın kefaleti vardı, çırağın yıllara yayılmış bir seyri vardı, mesleki ve ahlaki ölçünün altına düşen esnafa uygulanan müeyyideler vardı.

Değirmenin taşı, öğütmeyi öğütücünün niyetine bırakmaz. Suyun yolu, taşın açısı, çarkın dişi — hepsi öğütmeyi mecbur kılacak şekilde kurulmuştur. Ahilik’in yaptığı da buydu: ahlakı, işin akışına yerleştirmek.

Bir ayrım yapmak lazım burada, yoksa mesele yine hamasete kayar. Ahilik’in kurumları o günün şartlarına göre kurulmuştu; loncanın kapalılığı, gedik usulünün yeni girişimciyi engellemesi gibi sıkıntıları da vardı. Nitekim o yapı 1913’te bütün tahditleriyle kaldırıldı.

Yani geri getirilecek bir sistemden değil, çalışan bir tasarım mantığından bahsediyoruz.

🌍 BATININ TELAFİ DERSİ

Batıda meslek teşkilatlarının hukuki dayanağı 1791’de kaldırıldı — Fransa’da d’Allarde kararnamesi loncaların imtiyazlarını iptal etti, ticaret ve sanayi hürriyetini esas aldı.

Kararnamenin gerekçesi kendi içinde tutarlıydı: lonca, rekabetin önünde bir settir. Set kaldırıldı, gerçekten de sanayi hızlandı.

Kaldırılan şeyin içinde bir de ahlaki taşıyıcı vardı. O da beraber gitti.

Bugün mühendislik, tıp, hukuk fakültelerinde “meslek etiği” adında ayrı bir ders var. Faydasız demiyorum; okutan hocaların gayretini de küçümsemiyorum. Ama ayrı bir ders olması bir şeyi itiraf ediyor: bütünlük kaybolmuş. Etik, mesleğin içinden çıkarılıp yanına konmuş.

Tuz yemeğin içine atılır. Tabağın kenarına bir kaşık tuz koyup “isteyen alır” demek, yemeği tuzlamak değildir.

💰 KULLANILMAYAN SERMAYE

Türkiye aynı kaybı yaşadı. Loncalar dağıldı, usta-çırak ilişkisi çözüldü, mesleki eğitim bir kademe meselesine indi. Bu bakımdan bizim durumumuz Batının durumundan farklı değil.

Bir farkla: kaybettiğimiz şeyin hafızası hâlâ canlı. Ahi Evran’ın adı bir mahallede yaşıyor, “helal kazanç” tabiri hâlâ anlaşılıyor, ustasının hakkını ödeyemediğini söyleyen kalfa bugün de var. Anadolu’da bir dükkâna girip “bu işi ustandan mı öğrendin” diye sorduğunuzda alacağınız cevap, bir sertifika cevabı değil.

Bu bir üstünlük iddiası değil. Övünülecek bir şey de değil — üstelik hafıza, kurum kadar dayanıklı olmadığı için her nesilde bir parça daha soluyor.

Bir tespit: elimizde kullanılmayan bir sermaye var. Kullanılmayan sermaye ise, bilindiği üzere, sermaye değildir. Sandıkta duran altın, ne kâr getirir ne faiz — sadece durur, hem de sahibine kendini zengin sandırarak.

🧭 SON SÖZ YERİNE

Mesleki eğitim tartışması Türkiye’de hep aynı yerde düğümleniyor: kaç yıl, kaç kademe, hangi sınav, hangi bakanlığa bağlı. Bunlar önemli sorular. Ama önce gelen soru değil.

Önce gelen soru şu: bir insanın işini iyi yapmasının kıymetini bilen bir toplum muyuz?

Cevap “değiliz” ise, hiçbir kademelendirme bizi kurtarmıyor. Sistem ne kurulursa kurulsun, diploma toplamaya çalışan bir çocuk ve imzayı atıp geçen bir usta çıkıyor karşımıza. Cevap “evet” ise, kademelendirme zaten kendiliğinden doğru oturuyor — çünkü o toplumda kalfalık bir hüviyettir, bir ara istasyon değil.

Elde tutulacak somut bir adım da var, hem de küçük bir adım: bir meslek lisesinin ya da bir kursun, kendi mezununa verdiği belgenin altına ustanın adını yazması. Sertifikayı kurum verir, kefaleti insan verir. O imza atıldığı gün, ahlak bir temenniden bir mekanizmaya dönüşmeye başlıyor.

Etiketler: ahilik, mesleki eğitim, usta-çırak, fütüvvetnâme, meslek etiği, lonca teşkilatı, mesleki ahlak, kefalet
@takipçi
Kaynak: Osman Cakmak

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.