Dr. Osman Çakmak Yazdı: Son günlerde PISAda dereceye girdiğimiz konuşuluyor. Başkasının ölçeği ile kendimizi ölçmek…
Son günlerde PISAda dereceye girdiğimiz konuşuluyor.
Başkasının ölçeği ile kendimizi ölçmek…
PISA sadece bir “fotoğraf” çekiyor. Fakat kameranın açısını, odağını ve çerçevenin içine neyin gireceğini OECD belirlemektedir. Bu testler, evrensel ve mutlak bir başarıyı değil, Batı’nın endüstriyel ve pragmatik ihtiyaçlarına göre kurgulanmış bir başarı tanımını ölçer.
Almanya’da bulunduğum dönemde müşahede ettiğim bir şey vardı: Almanlar, PISA sıralamalarında gerilerde kalmayı bizim kadar dert etmiyorlar.
Çünkü onlar kendi eğitimlerinin neyi hedeflediğini, kendi felsefelerini biliyorlar.
PISA ve benzeri ölçümler, daha çok Batı dışındaki ülkeleri belirli bir eksene çekmek, standartlaştırmak ve tabiri caizse “hizaya sokmak” için kullanılan küresel bir müfredat dayatmasıdır. Bizim gibi galiben sömürge eğitim sisteminin hakim olduğu ülkelerde daha çok “dert” haline getiriliyor.
Eğer kendi eğitim felsefemizi, kendi “maarif” davamızı inşa etmemişsek, PISA’da 1 numara olmak da koca bir aldatmacadan ibaret kalacaktır.
Sosyoekonomik makası kapatıp tüm öğrencilerimizi OECD ortalamasının üzerine çıkardığımızda; o çocuklar kendi diline, tarihine, inancına ve kültürüne yabancılaşmış zihinler olacaksa, elde edilen bu başarı kime hizmet edecektir?
Eğitim, yalnızca sosyoekonomik tabakalar arası geçişi sağlayan bir araç değil; topluma faydalı, karakterli bir medeniyet ve kültür yolculuğu inşa etme sürecidir.
Elde edilen verileri doğru analiz etmek akademisyenlerin sorumluluğudur. Evet. Son derece haklı. Fakat doğru analiz, PISA’nın belirlediği oyun alanında daha iyi oynamanın yollarını aramak değil, kendi matematiğimizin, kendi fiziğimizin, kendi fen tasavvurumuzun felsefesini oluşturabilmektir.
Meseleye ontolojik ve epistemolojik köklerimizden bakmadığımız sürece, eğitimde fırsat eşitliği dediğimiz şey, başkasının açtığı kulvarda herkesin eşit şartlarda koşmasını sağlamaktan öteye geçemez.
Grupta bu tür verilerin ve PISA üzerindeki yorumların paylaşılmasını, bu acı gerçeklerin ortaya çıkması ve tartışılması adına son derece değerli buluyorum.
Yaralarımızı görmeliyiz. Ancak bu yaraları iyileştirecek merhem, OECD’nin reçetelerinde değil; kendi medeniyet kodlarımızda, kendi felsefemizi yansıtan kendi okul modelimizde gizlidir.
Kaynak: Dr. Osman Çakmak

