Mehmet Ali Öztürk Yazdı: Ne Oldu Bize..?
-
Ne Oldu Bize..?
Yüz yüze bakacağız, ayıp olur derdi insanlar. Birbirlerine tahammül ederler, kahırlarını yüklerini çekerlerdi. Hatır-gönül vardı. Güven vardı. Düşünsenize milyonlarca liraya alınan arabanın devrini yıllarca sonra alanlar olurdu. Hoş! Devir masrafları cep yakıyordu ama yine de bu durumun kökeninde itimat yatar. Şimdi para hesaba düşmeden imzalar atılmıyor. Bu da yetmiyor, işlem tamamlanıncaya kadar paranın aktarılmaması için devletten askıda tutan bir hesap oluşturması konusunda yardım isteniyor.
İnternette reklamı yapılan bir matkap takımını, kapıda ödeme seçeneğini de görünce almak için sipariş verdim. Mesajıma anında cevap verildi, ilgi alaka süper görünüyordu. Ertesi gün kapalı poşetin içerisinde kargo geldi. Parasını ödemeden önce ürünü görmek istedim. Kargocu genç, abi maalesef açılmasına izin vermiyorlar dedi. Yine de alacak oldum. İstediğim gibi çıkmazsa iade ederim diye düşünmüştüm. Kargocu delikanlı yüzüme bakarak ‘Abi sen iyi birine benziyorsun. Bana sorarsan bunu alma. Ben bırakır giderim, içinden ne çıkacağını, nasıl çıkacağını inan ben de bilmiyorum. Ama pişman olanlar çok fazla. İlgili göründüklerine bakma. Teslimat gerçekleştiği anda izlerini bulamazsın. Bugün Cuma. Sıkıntıdan kurtulduğun için bir fakire sadaka ver. Bu iyiliğimi de unutma’ dedi ve gülümseyerek çıkıp gitti.
İnsanlar birbirlerini görmüyorlar. Yüz yüze gelmiyorlar. Sen sensen, ben benim çağında yaşıyoruz. Azıcık ayağının üzerinde duran, işini yoluna koyan, diğer insanlardan uzaklaşmaya, kendi hayatını yalnız yaşamaya başlıyor.
Hiç kimse birbirine eyvallah etmiyor. Selam-sabahlar bitiyor, hal-hatır sorma fasıllarına zaman yok. Komşuluklar, akrabalıklar, dostluklar bitmiş. Ziyaretleşmeler angarya işlerden sayılıyor. Gönüller sevgisizlikten kuraklaşmış. En ufak bahanelerle kavgalar çıkabiliyor, küskünlükler başlayabiliyor. Herkes birbirinin arkasından çok rahat dedikodu yapabiliyor. Tahammül, sabır, sükûnet, hoşgörü, hilim, anlayış toplanıp gitmişler sokaklarımızdan, evlerimizden ve işyerlerimizden.
İnsanlar bencilleşiyor, robotlaşıyor. Bu ruhsuzluğun cezasını hep birlikte çekmeye başladık ama farkında değiliz. Sevgisiz, saygısız, kaygısız, aceleci, konuşmaktan, selamlaşmaktan kaçan, yuva kurmaktan korkan soğuk gençler bizim eserimiz. Anne-babalar olarak, iyi para kazanacak işlere kavuşmaları için elimizden gelenden fazlasını yaptık ama ruhlarını, gönül dünyalarını zenginleştirmeyi beceremedik.
Evlenmeye karar veren gençlerimiz de, şirket kurar gibi evlenmeyi, kız-erkek farketmez, eş adaylarının gelirlerine öncelik vermeyi tercih ediyorlar. Ahlak, haya, edep, ileride anneliği götürüp götüremeyeceği vs sorulmuyor bile.
Yaşlılarımız daha perişan. Özellikle eşi vefat eden erkekler, toplumdaki bu ruhsuzluğun cezasını çekiyorlar. Bir türlü evlenecek bir hanımefendi bulamıyorlar. Azıcık geliri olan dul hanımefendiler, bu yaştan sonra kimsenin kahrını çekemem diyorlar.
İhtiyaç denilince akla sadece paranın gelmesi ne kadar korkunç! Bir insan bol paraya sahip olsa bile, sevgi, güler yüz, tatlı dil, sıcaklık, ilgi aramaz mı? Sıcacık bir yuvanın verdiği huzuru hangi parayla satın alabilirsin ki? Aynı şekilde samimi bir dost ile yapılan sohbetin tadını hangi tatil beldesinde bulabilirsin ki? Evladının sağlam arkadaşlara sahip olmalarının verdiği güveni, hangi güvenlik şirketi sağlayabilir ki?
İşin aslının öyle olmadığına depremi yaşayan bizler çok yakından şahit olmadık mı? Birbirimize ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu iliklerimizde hissettik. O anda paranın, pulun, güç-kuvvetin hiçbir işe yaramadığını gözlerimizle gördük. Gözümüz cenazemizi çıkaracak, yıkayacak, namazını kıldıracak, omuzda taşıyacak insan aradı. Ama bulamadık. Birbirimize o kadar çok muhtaçmışız ki! Yüreğimize merhem olacak, ciğerimizin yangınını söndürecek, gönlümüze su serpecek insanları ne kadar çok aradık? Şükürler olsun, memleketimizde halen öyleleri vardı. Birkaç gün sonra, bizi bulan, ne yapabilirim diye merakla gözlerimize bakan, bizim için üzülen, yardıma koşan insanları gördükçe duygulandık, gizli gizli ağladık. Ayrıca kazandıklarının gününü görmeden vefat eden genç-yaşlı o kadar çok insan gördük ki!
Ne mi yapalım? Her şeyden önce sevgiyi, saygıyı, hatırı öne çıkaralım. Birbirimizi çok sevelim. Yüz yüze, göz göze gelelim. Zaman ayıralım etrafımızdakilere. Akraba, dost, komşu ziyaretlerini yeniden canlandıralım. Sıcak sohbetlerle geçen vakitlerin kıymetini bilelim. Dünyanın tadı, Allah rızası için yapılan karşılıksız dostluklarda… İşin sonu gelmez. Aralarda mola vererek sevenlerimize zaman ayırmak zorunda olduğumuzu unutmayalım.
Kaynak: Mehmet Ali Öztürk
- Firuz Türker Yazdı: Tamar Tanrıyar Aslında Kripto Fetöcüdür - Temmuz 2, 2026
- Cem Murat Yazdı: Taviz, Tavizi Doğurur - Temmuz 2, 2026
- Mehmet Ali Öztürk Yazdı: Ne Oldu Bize..? - Temmuz 2, 2026

