Mustafa Kır Yazdı: Gazze’nin Kurtuluşu, Kıbrıs Barış Harekatı Çıkarmasında Saklıdır

Gazze’nin Kurtuluşu, Kıbrıs Barış Harekatı Çıkarmasında Saklıdır
Bugün 20 Temmuz 2026. Kıbrıs Barış Harekâtının 52. Sene-i devriyesinin yıldönümü. Kıbrıs şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Gazilerimize sağlık ve afiyetler temenni ediyorum.

Kıbrıs; Türkiye için bir “Ada” olmasının da ötesidir. Tıpkı İstanbul gibi Kıbrıs’ın fethi de Peygamberimiz (s.a.v) tarafından müjdelenmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) rüyasında gemilerle sefere çıkan Müslümanları gördüğünü, sefere çıkan mücahitlerin bağışlandığını ifade etmiştir. Böyle olunca Kıbrıs’ın fethi Müslümanlar için bir ideal haline gelmiştir. Nitekim Hz. Osman döneminde (M:649) Şam valisi Muaviye B. Ebi Süfyan’ın Kıbrıs’a gönderdiği bir ordu ile bu ideal gerçekleşmiştir.
Kıbrıs seferi Müslümanların denizlere yaptığı ilk sefer; Kıbrıs’ın fethi de Müslümanların denizde kazandıkları ilk zafer olmuştur.

Hatta kocası Ubâde b. Sâmit ile birlikte Kıbrıs seferine katılan Peygamberimizin süt halası Ümmü Haram (Hala Sultan) Kıbrıs’ın fethi esnasında attan düşerek şehit olmuş ve Larnaka’ya defnedilmiştir. Kıbrıs’taki İslâm varlığının en eski izini taşıyan; Müslümanların ziyaretgâhı olan Hala Sultan’ın kabri Osmanlı tarafından Kıbrıs fethedince ihya edilmiştir.

Daha sonra 1489 yılında Venedik Cumhuriyetinin eline geçen Kıbrıs adası, yaklaşık 80 yıl sömürge olarak Venediklilerin yönetiminde kalmıştır. Venediklerin Osmanlı Devleti’ne ait ticari ve hacıları taşıyan gemilerine saldırmaları üzerine; Padişah II. Selim tarafından 1571’de Kıbrıs’a sefer düzenlenerek Müslümanların hakimiyetine alınmış ve Ada üç yüz yıldan fazla Osmanlının hakimiyetinde kalmıştır. Ancak I. Dünya Savaşı’nda Osmanlının İngiltere ve müttefiklerine karşı yenik düşmesiyle; İngiltere, 5 Kasım 1914’te Ada’yı ilhak etmiş; I. Dünya Savaşı sonunda yapılan Lozan Barış Antlaşması’yla Kıbrıs, tamamen İngilizlerin kontrolüne geçmiştir. 1959 Zürih ve Londra antlaşmalarıyla Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun diplomatik çabalarıyla Türkiye yeniden Kıbrıs üzerinde söz sahibi olabilmiştir.

Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında yürütülen diplomatik görüşmeler neticesinde 1959 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde; Türklere ve Rumlara eşit hak ve statü tanıyan; Cumhurbaşkanının Rum, C. Başkanı Yardımcısının Türk olacağı iki toplumlu bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına karar verilmiştir. Bu karara göre 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti kurulmuş; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı III. Makarios, ilk cumhurbaşkanı yardımcısı da Dr. Fazıl Küçük olmuştur.

Kıbrıs C. Başkanı Makarios göreve başladıktan sonra antlaşma kurallarına uymadığı gibi Türkleri devlet kurumlarından uzaklaştırmaya çalışmış; İngiliz sömürge yönetimine karşı kurulan, C. Başkanı Makarios tarafından desteklenen EOKA terör örgütü Türklere yönelik katliamlar gerçekleştirmeye başlamıştır. Zorunlu göçlerle Türk halkı Ada’nın yüzde 3’lük kısmına sıkıştırılmıştır. Kıbrıs Türkleri bu saldırıların en kanlısını 1963 yılı aralık ayında bir gecede yüzlerce Türk’ün vahşice katledildiği “Kanlı Noel” saldırısında yaşamıştır. Türkiye bu olaya tepkisini Türk savaş uçaklarını, Lefkoşa üzerinde alçak uçuşla göstermiştir. Ancak bu uçuşlar sırasında Yüzbaşı Cengiz Topel’in kullandığı uçak düşürülmüş; Topel Paraşütle atlayarak kurtulmayı başarmasına rağmen, indiği Rum köyü yakınlarında esir alınarak, Rumlar tarafından işkenceyle öldürülmüştür.

Makarios’un Kıbrıs adasında Yunanistan’dan bağımsız bir politika yürütmesi ve Enosis’i ertelemeye çalışması üzerine, Yunanistan’daki askeri cuntanın desteklediği Albay Nikos Sampson; daha radikal terör örgütü olan EOKA-B’ yi de arkasına alarak, adadaki Türk varlığını silmek ve “Ada” daki Rumların Yunanistan’a bağlanma hayali olan ‘Enosis’i gerçekleştirmek; amacıyla 15Temmuz 1974 günü yaptığı bir darbe ile meşru Cumhurbaşkanı Makarios’u görevden uzaklaştırıştır.

Kıbrıs Türklerine karşı EOKA ve EOKA-B terör örgütlerince yapılan saldırıların giderek artması üzerine 1964’te İnönü Hükümeti, TBMM’den Kıbrıs’a müdahale yetkisi almış; 7 Haziran’da Ada’ya askeri müdahale yapacağını duyurmuştur. Ancak; 5 Haziran’da ABD Başkanı Johnson tarafından gönderilen açık mektup ile İnönü’ tehdit edilmiş; İnönü’ nün tehdite boyun eğmesiyle Kıbrıs’a müdahale planı rafa kaldırılmıştır.

İnönü’den sonra tek başına iktidar olan Süleyman Demirel döneminde de Batılı ülkelerin ağır tehditleri karşısında; Rum saldırılarını durduracak caydırıcı bir adım atılmamış; Nihat Erim de kendi başbakanlığı döneminde (1971-1972) “Biz İsmet İnönü ekolünden gelmişiz, İsmet Paşa bize, Amerika’dan yazılı muvafakat gelmedikçe sakın çıkartma yapmayın diye tembih etmiştir.” Sözleriyle; Kıbrıs’a niçin çıkartma yapılamadığının gerekçesini ortaya koymuştur.

1963-1974 yılları arasındaki 11 yıllık süreçte Türklere yönelik katliamların dur durak bilmemesi üzerine (BM) devreye girerek kontrolü sağlamaya çalışmış; BM’in müdahalesine rağmen Rumlar, saldırılarını devam ettirmiştir. Garantör devletlerden biri olan İngiltere ise Rum saldırılarına kayıtsız kalmıştır.

Nitekim, Kıbrıs Rumlarının Yunanistan’ın da desteğini alarak, ağır silahlarla Türk köylerine baskınlar düzenlenmesi; genç yaşlı, çocuk, kadın demeden Kıbrıs Türklerinin hunharca katledilmeye başlanması üzerine; iktidarda olan CHP -MSP Koalisyon Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından Türkiye’nin Türkiye İngiltere Yunanistan ile birlikte imzaladığı 1960 Garantörlük Antlaşmasına istinaden; Türk halkının güvenliğini sağlamak ve adada kalıcı barışı tesis etmek amacıyla; 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı başlatılmıştır.

Şunu ifade etmek isterim ki, Kıbrıs’ta mezalim olanca hızıyla devam ederken, Başbakan Ecevit, Kıbrıs’a çıkarma yapabilmek için daha önceki hükümetlerin yaptığı gibi ABD ve BMGK’nin desteğinin alınmasını savunduğu halde Başbakan Yardımcısı Erbakan, hiçbir Batılı gücün Kıbrıs’taki zulmü durdurmayacağını ve tek çözümün Türk Silahlı Kuvvetlerinin adaya çıkarma yapması olduğunu savunmuştur. Ecevit, bir dizi görüşmelerde bulunmak üzere İngiltere seyahatine çıkmış; Ecevit’in uğurlanmasının ardından Başbakan Vekili Erbakan hava limanında Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve bazı kuvvet komutanları ile yapılan kritik bir toplantı sonucunda Kıbrıs’a çıkarma yapılması konusunda düğmeye basılmıştır

Erbakan bu olay üzerine: Nasıl olsa İngilizler taleplerimizi ret edecekler, biz beyhude vakit kaybetmeyelim. “Çıkartma önümüzdeki cuma günü sabahı başlasın.” Demiş; bu açık teklif karşısında heyecanlanan Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar; “Allah sizden razı olsun hocam, 13 senedir Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun kumandanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi ifadesini kullanmış; bu sefer çıkarmadan geri adım atılmaması konusunda Erbakan’dan teminat almıştır.

Kuvvet komutanlarının bu istekli tavrı karşısında Ecevit daha Londra’da iken Erbakan Başbakan vekili olarak Kıbrıs’a çıkartma emrini vermiş, 20 Temmuz 1974 günü çıkartma başlatılmıştır. Ecevit İngiltere’de umduğunu bulamadan geri döndüğünde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne çıkarma emrinin verildiği haberini almış; acilen Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırmak çıkarma konusunda Bakanlar Kurulu kararını almak zorunda kalmıştır.

Kıbrıs Barış Harekâtının durdurulması konusunda ABD tarafından Başbakan Ecevit tehdit edilmiş; Ecevit ve Erbakan Kıbrıs konusunda önceden yapılan hataları tekrarlamayacakları, “Ada” ya çıkarma konusunda geri adım atmayacakları konusunda ABD’ ye restlerini çekmişlerdir. BM’ Barış harekâtını kınamış, AB Konseyi de Harekâtı işgal harekâtı olarak değerlendirmiştir.

20 Temmuz 1974 harekâtının ardından ABD Kongre kararıyla başlatılan ağır silah ve ekonomik ambargo fiilen yürürlüğe sokulmuştur. Türk halkı uygulanan ambargo sebebiyle ekonomik açıdan büyük sıkıntılara maruz kalmasına akaryakıt, temel gıda ve ihtiyaç maddelerine erişimde büyük zorluklar yaşamasına rağmen küresel zorbalara boyun eğmediği gibi TC. Hükümeti de ABD’nin ambargo kararına tepki olarak, Türkiye’deki tüm ABD üs ve tesislerinin faaliyetlerini sonlandırmıştır. ABD’de yeni bir kongre kararıyla 1978 yılında resmen ambargoyu kaldırmak zorunda kalmıştır.

Türkiye, 22 Temmuz 1974 günü harekât Erbakan’nın karşı çıkmasına rağmen BMGK’nin kararına uyarak durdurulmuş, sorununun çözümü ile ilgili Türkiye’nin, Garantör ülkelerle başlattığı görüşmeler sonuçsuz kalınca; harekatın ikinci bölümü 13 Ağustos’u 14 Ağustos’a bağlayan gece yeniden hayata geçirilmiştir. İkinci harekâtta Kuzey Lefkoşa da dâhil olmak üzere- adanın yüzde 37’sinin Türk kontrolüne geçmesiyle tekrar harekât sonlandırılmıştır

Başta ABD, AB Konseyi ve BM’nin baskı ve dayatmalarına aldırmadan, havadan ve denizden Adaya çıkan Kahraman Türk asker Kıbrıslı Türk Mücahitleri ile omuz omuza çarpışarak kazanılan zafer sayesinde; “Ada” nın tamamında güvenlik sağlanmış; barış ve huzur dönemi başlamıştır

Eğer Kıbrıs Barış Harekâtı yapılmasaydı; Ada tıpkı Gazze’ ye dönecek, Adada Türk varlığı son bulacaktı. O gün Kıbrıs zaferi sayesinde Kıbrıs Türklerinin can ve mal güvenlikleri, hak ve hürriyetleri CHP-MSP Koalisyon Hükümeti tarafından sağlanabilmiş iken, Bugün Siyonist İsrail tarafından Gazze’de işlenen soykırımın niçin önlenemediğinin üzerinde düşünülmesi gerekmez mi?

Kıbrıslı soydaşlarımız Rumlar tarafından zulme uğrarken; 1963’ te 1967’ dönemlerindeki hükümetlerin yaptıkları gibi; BMGK kararı, ABD onayı, İngiltere’nin rızası ve Batılıların görüşlerini alalım düşüncesiyle hareket edilmiş olsaydı; Kıbrıs Barış Harekâtı için ebediyen izin alınabilir miydi? ve Gazze’de olduğu gibi Kıbrıs Türk halkı da soykırımdan kurtulabilirler miydi?

Kıbrıs Barış Harekâtı ile Türk ordusu, 498 şehit vermiş; Kıbrıs Türklerinin genel olarak verdiği şehit sayısı 1672 olarak kayıtlara geçmiştir. Rumlar ve Yunanlıların ise 4 binden fazlası öldürülmüş, 12.000’den fazlası da yaralanmıştır. Neticede harekât sayesinde Kıbrıs’ın bugünkü sınırları çizilmiş; 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuş ve Merhum Rauf Denktaş ise Federe Devletin ve Meclisin Başkanı olmuştur.

Soru şu! Ogün Kıbrıs adasına yapılan askeri müdahale; Bugün işgalci İsrail’e karşı niçin yapılamıyor? O gün “Bana ne Amerika’ dan, diye haykırabilen; dirayetli, basiretli, ferasetli Millî Görüş Lideri Prof. Dr. N. Erbakan vardı. Maalesef bugün Erbakanlar yok!

Kıbrıs şehitlerimizi ve Gazilerimizi rahmetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Kaynak: Mustafa Kır

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.