Yahya Baştürk Yazdı: İki Taht, İki Maske, Aynı Sahne..!
İki Taht, İki Maske, Aynı Sahne..!
Bir tarafta Alihan Kuriş, diğer tarafta Alparslan Kuytul. İkisi de “hoca”, ikisi de “cemaat lideri”, ikisi de yıllarca “hakikatin temsilcisi” diye pazarlandı.! Şimdi ikisi de aynı ağın içine düşmüş durumda. Biri suç örgütü kurmak, kara para aklamak ve milyarlık servet biriktirmek iddiasıyla tutuklandı; diğeri ise o tutuklamaya “direnin” diye seslenirken kendi kapısını çaldırdı. ASLA TESADÜF DEĞİL!
Alihan Kuriş Süleymancıların başına 2016’da, dayısı Arif Ahmet Denizolgun’un ŞÜPHELİ ölümünden sonra geçti. Resmi kayıtlarda 1982 doğumlu Erhan Faruk’tu; isim değiştirdi, doğum tarihini bile tabana farklı sundu. Bazı çevrelerde “Mehdi” imasıyla anıldığı iddia edildi. Takipçilerine “manevi varis” diye sunuldu. Gerçek ise çok daha dünyevi çıktı.!
13 Ağustos 2026’da başlayan operasyonda ortaya serilen tablo: Aile üzerine kayıtlı 191 gayrimenkul. Annesinin üzerine 138 taşınmaz. İzmir açıklarında ada parçası, Çamlıca’da malikâne, Sakarya’da devasa araziler, 200 kilo külçe altın, yüz milyarlarca liralık para trafiği. MASAK verilerine göre şirketler üzerinden dönen meblağlar 100 milyar lirayı aşıyor.
Kuriş ifadesinde aylık 380 bin lira gelir beyan etti. “Ben sadece varisim” dedi. Oysa cemaatin fitre, zekât, kurban ve “hizmet” paraları yıllarca bu çarka akmış.! Yurtlarda kamera kaydı tutulmaması talimatı, şifreli iletişim iddiaları, Almanya’ya merkez taşıma planları… Hepsi aynı hikâyenin parçası: Dinî aidiyet, para ve güç biriktirmenin mükemmel kılıfı.!
Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunlarından biri, “cemaatin büyüğü” unvanıyla oturduğu tahtta, devletin “çıkar amaçlı suç örgütü” dediği bir yapıya dönüşmüş. Takipçilerin çoğu masum, korkutulmuş, sessizleştirilmiş. Lider ise altınlarla, adalarla, şirketlerle çevrili.!
Alparslan Kuytul: Eleştirinin maskesi, aynı oyunun diğer yüzü!
Alparslan Kuytul, Furkan Vakfı’nın kurucusu. El-Ezher’den gelmiş, “öncü nesil” söylemiyle yıllarca konuşmuş, hükümete en sert İslamcı muhalefeti yapan isimlerden biri olmuş. “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” demiş. Erdoğan’ı, sistemi, cemaatleri eleştirmiş. Defalarca tutuklanmış, beraat etmiş, yeniden tutuklanmış. Kendisini “hakikatin sesi” olarak konumlandırmış.
Ama Kuriş operasyonu başladığında ne yaptı? “Devlet her cemaati susturamayacağını öğrenmeli. Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek?” diye seslendi. Direniş çağrısı yaptı. Birkaç gün sonra kendi vakfına operasyon geldi, kendisi ve eşi gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı başdanışmanı Oktay Saral’ın “Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul” sözü, o anın özeti oldu.!
Kuytul’un eleştirisi, sistemin çürüklüğüne yönelik gibi görünüyor. Ama kendi hareketi de aynı kalıbın içinde: Kapalı yapı, sadakat, “hocaefendi” kültü, siyasi ve ekonomik nüfuz. Eleştirdiği güç odaklarının yöntemlerini, farklı bir dil ve üslupla yeniden üretiyor. “Siyaset yapmıyoruz” derken siyasetin en sertini yapan, “dünya malı istemiyoruz” derken cemaat ekonomisinin içinde yüzen herkesin ortak kaderidir bu.!
Ortak hastalık!
İkisi de aynı hastalığın farklı belirtileri. Türkiye’de OPERASYONEL cemaatler, bir süre “hizmet” maskesiyle büyür, sonra EKONOMİK güç ve siyaset merkezine dönüşür. Liderler, takipçilerin imanını, Allah korkusunu ve sadakatini sermaye haline getirir. Altınlar, adalar, şirketler, yurt dışına aktarılan paralar… Hepsi “Allah rızası” kılıfıyla meşrulaşır. Devlet güçlenince, bu yapıları “suç örgütü” ilan eder. Devlet zayıflayınca, onlar devleti ele geçirmeye çalışır. Gülen’den Süleymancılara, uzanan zincir aynı.
Kuriş’in serveti, Kuytul’un direniş çağrısı, ikisinin de “manevi” iddiaları… Hepsi, dinin siyasete ve paraya alet edilmesinin en çıplak halleri. Takipçiler, yıllarca “hocaefendi” diye baktıkları insanların, aslında çok daha dünyevi bir iktidar ve zenginlik peşinde olduğunu gördüğünde, o iman sarsıntısı en derin yarayı açar.!
Bu yazımız bir yargı kararı değil. Ama görünenler yeterince çarpıcı: İki lider, iki cemaat, aynı sahne. Biri servetin içinde boğulurken, diğeri o serveti savunduğu için sıraya giriyor. Türkiye’de dini liderliğin son temsilcisi Mahmut Ustaosmanoğlu hocaefendi idi. Onun vefatı ile korkarım ki, dini liderlik maneviyat ve ahlak taşımaktan uzaklaşma evresinde.!
Gerisi, mahkemelerin ve tarihin işi. Ama maskeler bir kez düşünce, bir daha kolay kolay takılmıyor.!
Selam, hidâyete tabi olanların üzerine olsun…
Kaynak: Yahya Baştürk
- Alaettin Durali Yazdı: Alpaslan Kuytul’un Eşi Anlatıyor - Ağustos 19, 2026
- Yahya Baştürk Yazdı: İki Taht, İki Maske, Aynı Sahne..! - Ağustos 19, 2026
- TÜ Rektörlüğü’nden Acil Servis Yenileme Çalışmaları Hakkında Açıklama - Ağustos 19, 2026

