Dr. Osman Çakmak Yazdı: Test Sınavından Açık Defter-Kitap Sınavına…
Test Sınavından Açık Defter-Kitap Sınavına…
Tuttuğum notları karıştırırken, statükoya kafa tutan o ezber bozan sesiyle efsane vali Recep Yazıcıoğlu çıktı karşıma. Vali Bey, o videosunda açık defter-kitap sınavını öneriyordu. Bu cesur teklif üzerine vaktinde ben de bir yazı kaleme almışım; o günkü notlarımı aşağıda paylaştım..
Açıkçası, insanlara bu derece güvenen, özgüvenli ve hür fikirli başka bir vali geldi mi bilmiyorum. Keza açık defter-kitap sınavı teklif edecek vizyonda bir Millî Eğitim Bakanı gördüğümü de pek hatırlamıyorum.
Fakat mesele sadece bireysel cesaret meselesi değil. Biliyoruz ki tek bir çiçekle bahar gelmiyor; tek bir kişinin gayretiyle devasa sistemler tek başına dönüşmüyor. Statükoya teslim olmuş, insana güvenmeyen, zihni kapalı insan tipleri bürokrasiyi işgal ettiği sürece ve müddetçe bu ezberci sınavlara mahkûmiyetimiz devam edecek.
İşte bizim bu grupta buluşma sebebimizin bir sebebi bu diye düşünüyorum: Bu özgür bakış açısını inşa edecek, insana ve akla güvenen insan kaynağını çoğaltmak ve birlikte hareket edebilmek.
Ülkemizde gözetmensiz ya da açık defter sınavlarının uygulanamayışı teknik bir imkânsızlık değil, felsefi bir tercih krizidir. Çünkü bu yöntemler sadece bir sınav türü değil; insanı “kontrol edilmesi gereken bir nesne” değil, “güven duyulan bir özne” olarak görme cesaretidir.
Meseleyi bu analitik çerçeveden ele aldığımızda, özlediğimiz okul ortamı için şu temel alanları sorgulamamız gerekiyor (Not: Bunları 2017 yılında yazdığım notlar arasında buldum)
1. Ölçme Sisteminin Analizi: Ezberin İflası ve Özne Olma Süreci
• Merkezi Sınav Baskısı: Mevcut sistem, öğrenciyi bir kişilik olarak değil, bir “sıra numarası” olarak kodluyor. Süreç odaklı bir portfolyo (gelişim dosyası) yerine tek gecelik ezber performansını ölçmek, bir maraton koşucusunun niteliğini sadece ayakkabı bağcığına bakarak değerlendirmeye benzer.
• Açık Defter ve Gözetmensiz Sınav Mantığı: Bilginin ham hali artık bir güç değildir; güç, o bilgiden ne üretebildiğinizdir (istihraç ve icat). Açık defter sınavı ezberi hükümsüz kılar, aklı çalıştırır. Gözetmeni ortadan kaldırmak ise ahlakı dışarıdan bir polis gücüyle değil, içeriden bir vicdan mekanizmasıyla inşa etmenin ilk adımıdır.
• Zaman Yönetimi: Günlük 8 saatlik yoğunluk zihinsel doygunluk değil, zihinsel felç yaratır. Ders saatlerini azaltıp teneffüsleri uzatmak, bilginin hazmedilmesi ve sosyal etkileşimin gerçekleşmesi için fizyolojik bir zorunluluktur.
2. Mekân ve Yaşam İlişkisi: Steril Binalardan Yaşayan Okula
• Sorumluluk ve Ev Ekonomisi: Okulu hayatın kendisinden ayırdığımızda teorik ahlak nutukları çekmek zorunda kalıyoruz. Sınıfta fırını, bulaşık makinesi olan, kendi kurabiyesini pişirip tabağını yıkayan bir çocuk; sorumluluk ve tasarruf kavramlarını soyut birer ders konusu olarak değil, somut birer yaşam pratiği olarak kavrar.
• Doğayla Temas ve Konfor Alanı: Kar yağınca tatil edilen, steril beton kutulara hapsedilen nesiller doğayla savaşmayı öğreniyor, onunla uyum sağlamayı değil. Fırtınada bile dışarıda zaman geçiren çocuk, direnç kazanır. Servis bağımlılığını kesip mahalleye ve bisiklete dönmek ise sadece bir ulaşım tercihi değil, mahalle kültürünün yeniden tesisidir.
3. Öğretmen Rolü ve Kaynaştırma Felsefesi
• Rehber Olarak Öğretmen: Bizzat araştırma yapmamış, bir makale veya proje üretmemiş bir öğretmenden “araştırmacı öğrenci” yetiştirmesini beklemek, yüzme bilmeyen birinin cankurtaranlık yapmasına benzer. Heleki açık defter sınav gözetmensiz sınav yapamayan öğretmen de öğretmenlik tahsili yarıda kalmıştır. Öğretmen, bilginin yegâne kaynağı olan bir otorite değil; birlikte öğrenen bir yol arkadaşı olmak durumundadır.
• İzole Etmeyen Eğitim: Özel eğitime muhtaç çocukları ayrı binalara kapatmak, toplumun geri kalanını da “öteki” ile yaşamaktan mahrum bırakır. Farklılıkları aynı çatı altında eritmeden, aynı sosyal havayı solutarak eğitmek gerçek bütünleşmeyi sağlar.
4. Değerler, Sofra ve Özgünlük
• Tüketim Değil, Paylaşım Kültürü: Kantin odaklı abur cubur kültürü yerine, doğal ve fıtri beslenmeyi esas alan; öğretmen ve öğrencinin aynı masada oturduğu bir sofra düzeni; sadece beslenmeyi değil, adabı, israf bilincini ve kamu kaynağının (vergilerin) kutsallığını öğretir.
• Köklerden Beslenen Özgünlük: Bize uymayan kopyalama modellerle (İskandinavya veya Batı taklitçiliğiyle) özgün bir gelecek inşa edilemez. Kendi örfüne, besmelesine, ahlakına ve ahiret bilincine sahip çıkamayan bir sistem, araçları ne kadar modern olursa olsun ruhsuz kalmaya mahkûmdur.
Durum Değerlendirmesi: Ne Eksik, Ne Fazla?
Meselenin sadece müfredat değiştirmek değil, insana bakış açımızı ve eğitim felsefemizi baştan aşağı yenilemek olduğu netleşiyor.
Peki sizce bu değerlendirmede analiz boyutunda gözden kaçan, fazla radikal bulunan ya da pratikte uygulanması zor görünen halkalar hangileri? Konuyu daha sağlam bir zemine oturtmak için nereden düzeltmeye başlayalım?
Kaynak: Dr. Osman Çakmak
- Dr. Osman Çakmak Yazdı: Test Sınavından Açık Defter-Kitap Sınavına… - Temmuz 29, 2026
- Hamza Çoban Yazdı: Milli Eğitim Sistemimiz Ne Kadar Milli? - Temmuz 29, 2026
- Cem Murat Yazdı: Zulüm Devletleşirken Sessizlik Kurumsallaşıyor - Temmuz 29, 2026

