Hikaye/ Zarife Yurt Akbaş Yazdı: Sistem Seni Usulüne Uygun Hizaya Sokar

SİSTEM SENİ USULÜNE UYGUN HİZAYA SOKAR

Adam, hayatı boyunca mahallenin, akrabaların ve müesses nizamın her bir kuralıyla kavga etmiş; her fırsatta da “Ölürsem beni yakın! Vasiyetimdir, yakacaksınız beni! Üstüme bir kürek toprak atana hakkımı helal olmasın!” diye bağıra bağıra ruhunu teslim etmişti.

​Mahalleli şoktaydı. Şoktaydı ama öyle adamın ölümüne üzüldüklerinden falan değil; “E şimdi bunu nasıl gömeceğiz?” telaşından.

​Ölüm haberi duyulur duyulmaz, önce mahallenin muhtarı koştu eve. Adamın başucunda duran karısına sordu:
— Yahu Yenge, bu merhum ‘Beni yakın’ diye bağırıyordu hep. Doğru mu bu?
Kadın gözyaşları içinde başını salladı:
— Doğru muhtarım… Son nefesinde bile ‘Kritik derecede ateşim var zaten, hazır sıcakken yakın beni’ dedi, gitti.

​Muhtar hemen resmi makamları aradı. Kaymakamlığa, belediyeye, oradan Diyanet’e, oradan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na kadar hatlar kilitlendi. İki saat içinde evde olağanüstü bir kurul toplandı: Muhtar, Mahalle İmamı, Belediye Cenaze İşleri Müdürü ve Komşu Rıza Bey.
​İmam Efendi sarığını düzeltip söze girdi:
— Arkadaşlar, dinimizce yakılmak caiz değildir. Ancak merhumun vasiyeti var diyorsunuz… Fakat bizim belediyenin krematoryumu, yani ceset yakma fırını yok!

​Belediye Cenaze İşleri Müdürü hemen araya girdi:
— Doğru, bizim mevzuatta ‘ceset yakma’ diye bir kalem yok arkadaşlar. Ben bütçeden buna nasıl kalem açayım? ‘Birim başı odun-kömür masrafı’ yazsam müfettiş gırtlağıma çöker! Hem hangi yönetmeliğe göre yakacağız? Yakma Ruhsatı Form B3 lazım, o da bizde yok.

​Komşu Rıza Bey akıl verdi:
— Yahu fırıncı Hasan’ın ekmek fırını var! Gece vardiyası bitince rica etsek?
İmam hiddetle çıkıştı:
— Olur mu öyle şey! Ekmek fırınında adam mı yakılır? Sabahına o fırından susamlı somun çıkacak, millete ne diyeceğiz?
​Muhtar masa başındaki dosyaları karıştırdı:
— Arkadaşlar, çözümü buldum! Kanunlara göre vasiyet yazılı ve noter onaylı değilse geçersizdir. Merhum bağıra bağıra öldü ama notere gitmiş mi? Yok! Demek ki kendisi hukuken ‘gömülmek isteyen’ bir vatandaştır.

​Cenaze Müdürü derin bir nefes aldı:
— Çok şükür! O zaman standart prosedürü uyguluyoruz: Yıkama, kefenleme, defin.

​Tam bu sırada mevzuatın tıkanıklığını çözen müthiş bir uzlaşma teklifi geldi. Mahalleli “Adamın vasiyeti çiğnenmesin”, kurumlar da “Biz kanundan ve gelenekten şaşmayız” diyordu. Sonunda herkesin bildiği muazzam milli uzlaşmaya varıldı:

​Merhum, belediyenin standart tabutuna konuldu. Yıkandı, temizlendi. Ancak merhumun vasiyetine duyulan “derin saygı” ve kurumların “esnek mevzuatı” gereği; cenaze arabasının arkasına iki çuval mangal kömürü kondu. Mezarın başına varıldığında, defin işlemleri bittikten sonra, dualar okundu ve merhumun toprağının üzerine sembolik olarak bir tutam çıra ile üç-beş parça tutuşturulmuş kömür atıldı.

​Böylece;
Diyanet dini vecibeyi eksiksiz yerine getirmiş,
Belediye mevzuata harfiyen uymuş,
Akrabalar “El alem ne der” derdinden kurtulmuş,
Merhum da “üstü yakılarak” gömüldüğü için vasiyeti (milli imkanlar dahilinde) yüzde on beş oranında gerçekleşmiş oldu.

​Herkes evine son derece huzurlu döndü. Sonuçta devletin ve toplumun çözemeyeceği hiçbir bürokratik çelişki yoktu; yeter ki işin içine biraz “usulüne uydurma” sanatı girsin.
Kaynak: Zarife Yurt Akbaş

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.