Özcan Güner Yazdı: Çocuğa Ne Öğretiyoruz?

ÇOCUĞA NE ÖĞRETİYORUZ?

“Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin.”
Hz. Ali (r.a.)
Dostlar! Yeni bir eğitim-öğretim yılının daha eşiğindeyiz.Pazartesi günü okulların kapıları açılacak. Koridorlarda çocuk sesleri yankılanacak, sınıflar dolacak, tahtalara formüller, tarihler ve kelimeler yazılacak. Öğretmenler anlatacak, öğrenciler dinleyecek, sınavlar yapılacak, notlar verilecek…Ve bir yıl daha böyle geçip gidecek. Fakat bütün bunların arasında üzerinde durmamız gereken daha mühim bir mesele var: Biz çocuklarımıza eğitim mi veriyoruz, yoksa sadece bilgi mi yüklüyoruz?Çünkü bilgi başka, irfan başkadır. Diploma başka, şahsiyet başka… Meslek sahibi olmak başka, insan olmak bambaşkadır.
MEKTEP, İNSAN YETİŞTİRME YERİDİR
Bizim kadim maarif anlayışımızda mektep yalnızca ders görülen bir bina değildi. Mektep, insanın yetiştiği; aklının bilgiyle, gönlünün hikmetle, karakterinin ahlâkla yoğrulduğu bir ocaktı.Öğretmen de sadece matematik, tarih veya Türkçe anlatan kişi değildi. Öğrencisinin dünyasına dokunan, onun istikametini değiştirebilen bir rehberdi. Bazen bir tebessümle… Bazen bir bakışla… Bazen de yalnızca birkaç kelimeyle…
Bugün eğitim sistemini, müfredatı, sınavları ve başarı ölçülerini uzun uzun konuşuyoruz. Peki ya ahlâkı? Merhameti? Vefayı? Edebi? İnsan sevgisini? Çocuğumuz kaç soru çözdü, kaç puan aldı, hangi üniversiteyi kazandı? Bunlar elbette önemlidir. Ama bir soru daha sormalıyız: Nasıl bir insan oldu?
ÇOCUĞUN GERÇEK KARNESİ
Bir çocuk matematikten 100 alabilir.Ama arkadaşının hakkını gözetmiyorsa… Büyüğüne hürmet, küçüğüne şefkat göstermiyorsa… Yalan söylemeyi sıradanlaştırıyorsa… Başkasının başarısını kıskanıyorsa.. O karneye bir de “insanlık notu” düşmek gerekmez mi? Çünkü hayatın asıl karnesi, okuldan mezun olduğumuz gün değil; insanlarla karşılaştığımız her gün önümüze konulur. İnsanın gerçek başarısı, bildiklerinin çokluğundan ziyade bildikleriyle nasıl bir insan olduğunda saklıdır.
ÇOCUK NASİHATTEN ÖNCE ÖRNEĞE BAKAR
Eğitim deyince yalnızca öğretmeni konuşmak da eksik olur. Çocuğun ilk öğretmeni annesi, ikincisi babasıdır. Çocuk evde gördüğünü öğrenir. Anne babasının birbirine nasıl davrandığını, büyüklerine nasıl hitap ettiğini, komşusuna nasıl davrandığını, ihtiyaç sahibi birini görünce ne yaptığını sessizce kaydeder. Sonra zamanı geldiğinde bunları kendi hayatına taşır. Biz çocuğumuza: “Kitap oku!” diyoruz. Peki bizi kitap okurken görüyor mu? “Telefonu bırak!” diyoruz. Peki telefonu ne zaman bıraktığımızı görüyor? “Büyüklere saygılı ol!” diyoruz. Peki biz kendi büyüklerimize nasıl davranıyoruz? Çocuk, söyleneni değil; yaşananı öğrenir.
“OKU!” SADECE HARFLERİ OKUMAK DEĞİLDİR
Kur’an-ı Kerim’in ilk vahyinde gelen emirlerden biri: “Oku!” Ne kadar büyük bir kelime… Fakat neyi? Kitabı oku… Kâinatı oku… İnsanı oku… Tarihi oku… Kendini oku… Geçmişin hatalarını da oku, güzelliklerini de… Çünkü okumak sadece gözün harfleri görmesi değildir. Okumak, anlamaktır. Bilgi zihni doldurur. İrfan ise gönlü olgunlaştırır. İşte eğitim meselesinin düğümlendiği yer tam da burasıdır.
NASIL BİR NESİL YETİŞTİRİYORUZ?
Mehmet Âkif’in “Âsım” üzerinden tasavvur ettiği nesil yalnızca bilgili bir gençlik değildi. İlmiyle, ahlâkıyla, çalışkanlığıyla, fedakârlığıyla ve vatanına bağlılığıyla örnek bir nesildi. Çünkü bir milletin geleceği yalnızca üniversitelerde, fabrikalarda ve teknoloji merkezlerinde kurulmaz. Gelecek, önce insanın gönlünde kurulur. Çocuklarımızın zihnini dünyanın bütün bilgileriyle donatırken kendi tarihlerini, kültürlerini, medeniyetlerini ve değerlerini de unutturmamalıyız.
Köklerinden kopan bir ağacın dalları ne kadar yeşil görünürse görünsün, rüzgâra uzun süre dayanamaz.
YARININ TÜRKİYE’Sİ BUGÜN SINIFLARDA
Bugün okul sıralarında oturan çocuklar, yarının öğretmenleri, doktorları, mühendisleri, hâkimleri, çiftçileri, esnafları ve devlet adamları olacak. Biz bugün ne verirsek, yarın onu göreceğiz. Sadece rekabeti öğretirsek birbirinin ayağına basan insanlar… Sadece kazanmayı öğretirsek kaybedenin hâlini anlamayan insanlar… Sadece parayı öğretirsek her şeyi maddiyatla ölçen insanlar yetiştirebiliriz. Ama çalışmayı, adaleti, merhameti, kanaati, vefayı ve sorumluluğu öğretirsek… İşte o zaman insan yetiştirmiş oluruz.
ÖĞRETMENİN TAHTADAN BÜYÜK BİR GÖREVİ VAR
Yeni eğitim yılı başlarken öğretmenlerimize de bir çift sözümüz olsun. Sizler yalnızca ders anlatmıyorsunuz. Bir neslin hafızasına, karakterine ve gönlüne dokunuyorsunuz. Sınıfa girdiğinizde karşınızda yalnızca öğrenciler değil, geleceğin insanları vardır. Belki aralarında kendine güvenmeyen bir çocuk vardır. Belki yeteneğinin farkında olmayan… Belki de sadece bir güzel söze ihtiyacı olan… Onu fark edin. Çünkü bazen bir öğretmenin öğrencisine söylediği: “Sana inanıyorum.” cümlesi, bir çocuğun hayatındaki en büyük dönüm noktası olabilir.
TAHTADA KALAN DEĞİL, GÖNÜLDE KALAN
Dostlar! Bir gün okullar bitecek.Defterler kapanacak.Tahtalar silinecek. Diplomalar alınacak. Fakat gönle yazılanlar silinmeyecek.Belki yıllar sonra bir öğrenci öğretmenini hatırlayıp: “Bana matematiği o öğretmişti.” diyecek.Ama bundan daha kıymetli bir cümle var:“Bana insan olmayı o öğretmişti.”İşte o zaman öğretmen, görevini hakkıyla yapmış demektir. Öyleyse yeni eğitim-öğretim yılının başında hep birlikte kendimize şu soruyu soralım: Çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, yoksa sadece sınavlara mı? Sınav kazanmak önemlidir. Ama hayatın sınavını kazanmak daha önemlidir. Diploma almak güzeldir. Ama insanlığını kaybetmeden diploma almak daha güzeldir. Çok şey bilmek değerlidir.Ama bildiğiyle kibirlenmemek daha değerlidir. Başarılı olmak güzeldir. Ama başarısını başkasının ezilmesi üzerine kurmamak, asıl başarıdır. Öyleyse çocuklarımızın zihnini bilgiyle, ellerini emekle, kalplerini merhametle, karakterlerini ahlâkla, yollarını ilimle donatalım. Çünkü tahtaya yazılan dersler bir gün silinir. Fakat gönle yazılanlar ömür boyu kalır. Yeni eğitim-öğretim yılının bütün öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olmasını diliyorum.
Rabbim; ilimden nasipli, ahlâktan tavizsiz, vatanına ve milletine bağlı, büyüklerine hürmetli, küçüklerine şefkatli; bilgiyi hikmetle, gücü adaletle kullanabilen bir nesil yetiştirmeyi hepimize nasip eylesin.
Yeni eğitim-öğretim yılı hayırlı olsun.
Kaynak: Özcan Güner

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.