Cem Murat Yazdı: Zulüm Devletleşirken Sessizlik Kurumsallaşıyor

Zulüm Devletleşirken Sessizlik Kurumsallaşıyor

İnsanlık tarihi, adaleti kendi heva ve hevesine göre bükebileceğini zannedenlerin hüsranıyla doludur. Ancak adalet, sadece adliye koridorlarında tecelli eden hukuki bir prosedür değildir; tarihsel, ilahi ve evrensel bir hakikattir. Ne var ki bugün küresel sistem, adaleti mazlumun sığınağı olmaktan çıkarıp, zalimin gücünü tahkim ettiği kokuşmuş bir tiyatroya dönüştürmüştür. Güç, adaletin yerine geçtiği gün ise insan kendisini ilahlaştırmaya başladı.

Kutsaldan Kibre Uzanan Çürüme
Tevrat ve Talmud metinlerinin dogmatik yorumlarında; mucizeleri gördükten hemen sonra altın buzağıya tapacak kadar nankörleşen, Yaratıcı ile “pazarlık” yapmaya kalkışan tavır, üstünlük kompleksinin ilk işaretidir.
Daha da ötesi, fanatik Talmudic yorumlarda kendileri dışındaki tüm insanlığı “Goyim” ahlaki ve hukuki olarak alt bir tür gibi gören; ötekinin canını, malını ve yaşam hakkını önemsizleştiren hastalıklı dogmalar üretilmiştir. İnsanlığın geri kalanını “seçilmiş bir ırka hizmet etmekle mükellef” gören bu kibir; zamanla kendisini hukukun, ahlakın ve insanlığın üstünde gören bir elitizme dönüşmüştür. Allah’a ve peygamberine karşı dahi küstahlaşabilen, kendisi dışındaki herkesi değersizleştiren bir zihniyetin, bugün dünyaya adalet dağıtmasını, yahut hakkına razı olmasını beklemek nafiledir.

Küresel Ahtapot ve Modern Kölelik
Bugün Gazze’de yaşanan soykırım, sadece askeri bir mühimmatın eseri değildir. Bu güç; spordan sanata, modadan hukuka kadar her alanı esir almış küresel bir ahtapottur.
Mark Ruffalo gibi insanlık onurunu savunan sanatçılar şantaj ve baskıyla susturulmaya çalışılmakta; Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han örneğindeki gibi adalet arayan kim varsa, itibarsızlaştırma operasyonlarıyla etkisiz hale getirilmektedir.

Kültür, moda ve eğlence sektörü üzerinden nesillerin ahlaki yapısı tahrip edilerek kendilerini dokunulmaz kılan bir elite alan açılmaktadır. Eskiden firavunlar piramitleri kırbaç altındaki kölelere yaptırırdı; bugün ise toplumlar, “Belki ben de firavun olurum” hülyasıyla, ahlaksızlaşma ve sömürü piramidinin inşasına gönüllü olarak ve tebessümle katılıyorlar.

Küfür Tek Millet, Mazlum Darmadağın
Adaletin geciktiği her gün zulüm biraz daha cesaret kazanır: Bir çocuk daha ölür, bir şehir daha haritadan silinir ve dünya buna “jeopolitik” der. Oysa adı çok basittir: Adaletsizlik.

Zira yapanın yanına kaldığı bir sistemde, zalimlik önlenemez, olsa olsa ona davetiye çıkarılır.

Bugün tablonun en acı yanı şudur: Zalim zalime amansızca destek olup “tek millet” gibi hareket ederken; mazlumlar birbirini tanımamakta, parçalanmış fırkalar halinde, organize olmaktan uzak kabullenmiş hallerdeler.

Thomas Jefferson’ın belirttiği gibi, bir devleti ve toplumu ayakta tutan şey yüksek değerler ve haklarını koruma cesaretidir. Bu dünya için de geçerlidir. Bugün demokrasilerin ve toplumların en zayıf halkası; halkın kendi bencilliği, konfor düşkünlüğü ve vurdumduymazlığıdır. Edmund Burke’ün dediği gibi: “Kötülüğün kazanması için iyi insanların hiçbir şey yapmaması yeterlidir.”

Yine bendenizin geçtiğimiz gün sarf ettiği bir cümle vardı: “Kötülük ile yeterli mücadele edilmediği her gün, kötülük için çalışılmış demektir”.

Gazze’de ölen çocukların hesabı yalnızca bombayı atan katil Netanyahu ve şürekasından değil;
Bombaya mühimmat sağlayanlardan, bombayı görmezden gelenlerden, bomba haber değeri taşımıyor diyenlerden, diplomatik kalkan olanlara ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek konforuna sığınan sessiz çoğunluklara kadar sorulacaktır.

Netanyahu’ya bugün ulaşmayan o adaletsizlik ateşinin, yarın bu zulme sessiz kalan yığınları da yakacağı aşikârdır. Adalet sadece faili değil, suç ortağını ve sessiz tanığı da arar, bulur. Adaletin en büyük özelliği hız değil, ısrardır. Geç kalabilir ama vazgeçmez.

Son Söz: Toprağın Bir Karış Toprağın Altında
Firavun bunun için boğuldu, Nemrut bunun için tarihe gömüldü. Bugün de hiçbir tank, hiçbir veto hakkı veya diplomatik zırh insanı toprağın altındaki mahkemeden kurtaramayacaktır.

Gövde gösterileri yapabilirsiniz. Medyayı satın alabilir, sanatçıları karalayabilir, hükümetleri parmağınızda oynatabilirsiniz. Ama ölümün kapısına hiçbir lobi kilit vuramaz.

Adalet, en nihayetinde bir karış toprağın altında her şekilde tecelli edecektir. O toprak ne kibri, ne “seçilmişlik” iddialarını, ne de koruma ordularını tanır. Orada ne veto hakkı vardır ne de Güvenlik Konseyi; orada yalnızca hesap vardır.

Ve gecikmiş olsa da adalet adalettir, zira geciktiği her gün Netanyahu ve zihniyetinin akıbetine duçar olacak yenileri eklenir. Gecikmenin bedelidir bu, geciktirenin, elinde bir taş olup da atmayanın, bir sloganı bir şiiri olup da söylemeyenin, bir dua bir niyaz da bulunmayanın akıbeti…

“Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. O, onları ancak gözlerin dehşetten donakalacağı bir güne erteliyor. O gün başlarını dikerek koşacaklar; gözleri kendilerine bile dönemeyecek ve yürekleri bomboş kalacaktır.” (İbrahim Suresi, 14/42-43
Katnak: Cem Murat

Admin Ali Süzen
Sosyal Medya

Admin Ali Süzen

1953 yılında Edirne'de doğdu. İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 11 yılı lise müdürlüğü olmak üzere 25 yıl öğretmenlik yaptı ve 2001 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan emekli oldu. Üniversite yıllarından beri hobi olarak çeşitli yerel ve ulusal basında köşe yazarlığı yaptı. İlk kitabı olan 'BAŞARI HİKAYELERİ' 14 Haziran 2018'de yayımlandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.